Bitcoin ve altcoinler neden hala yükselmiyor? Neden beklediğimiz o güçlü boğa piyasasını göremiyoruz?
Burada üç önemli konu var. Bunları anlamadan piyasanın neden hareket etmediğini anlamak zor.
Birincisi, profesyonel yatırımcılar henüz piyasaya güçlü bir şekilde girmiş değil. Şimdi düşünün, Bitcoin'in fiyatı yükseliyor diye piyasaya gerçekten büyük para giriyor diyemeyiz. Profesyonel yatırımcılar vadeli işlem piyasasında ne yapıyor, kaldıraçlı pozisyon açıyor mu, yükselişe ne kadar güveniyor? Bunlara bakmamız gerekiyor. Şu anda vadeli işlem piyasasındaki göstergeler, yatırımcıların yükseliş konusunda henüz çok iştahlı olmadığını gösteriyor. Yani piyasada bir toparlanma olsa bile herkesin aradığı o güçlü yükseliş beklentisi henüz tam anlamıyla oluşmuş değil.
İkincisi, dünya ekonomisindeki gelişmeler. Kripto piyasası kendi başına hareket etmiyor. Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, petrol fiyatları, enflasyon ve merkez bankalarının faiz kararları da Bitcoin'i etkiliyor. Şimdi düşünün, petrol fiyatları yükseliyor, enflasyon yeniden artıyor ve merkez bankaları faizleri düşürmekte zorlanıyor. Böyle bir ortamda yatırımcılar risk almak konusunda daha temkinli davranabiliyor ama tam tersi olursa ne olur? Orta Doğu'daki gerilim azalır, petrol fiyatları düşer, enflasyon gevşer ve merkez bankalarının faiz indirimleri için alanı genişlerse piyasalar rahatlayabilir. Yatırımcıların yeniden risk alma iştahı artabilir. Bitcoin ve altcoinler de bundan faydalanabilir. Piyasayı destekleyebilecek koşullar görmemiz lazım.
Üçüncüsü ise yapay zeka yatırımları. Bence burası da oldukça önemli. ABD'deki büyük teknoloji şirketleri yapay zeka'ya milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Peki bu yatırımlar beklenen kazancı sağlayamazsa ne olacak? Şirketlerin büyüme beklentileri bozulabilir, teknoloji hisselerinde sert satışlar yaşanabilir ve bu satışlar kripto piyasasına da sıçrayabilir. Yani böyle bir durumda Bitcoin önce yükselmek yerine düşebilir çünkü büyük yatırımcılar riskli varlıklardan çıkmak isteyebilir. Ama işin bir de diğer tarafı var. Eğer böyle bir kriz yaşanırsa merkez bankaları piyasaya destek vermek için yeni adımlar atabilir mi? Faizleri düşürürler mi, piyasaya daha fazla likidite sağlarlar mı?
Benim burada takip edeceğim üç şey var: Vadeli işlem piyasasında talep artıyor mu, makroekonomik koşullar rahatlıyor mu ve piyasaya gerçekten yeni para giriyor mu? Bunlar güçlenmeden her yükselişi yeni boğa piyasasının başlangıcı olarak görmek doğru olmaz.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1960’lı yıllarda Türkiye’nin kötü yönetimi ve ekonomik yetersizlikleri milyonlarca insanı geçimini sağlamak için yurt dışına gitmeye zorladı. Almanya bu iş gücünden yararlanarak sanayisini büyüttü, üretimini artırdı ve refahını güçlendirdi. Türkiye ise yalnızca iş gücünü değil, rekabet gücünü de kaybetti çünkü göç eden her yetişmiş insan başka bir ülkenin üretimine, bilgi birikimine, vergi gelirlerine, inovasyonuna ve ekonomik büyümesine katkı sunarken, kendi ülkesinin kalkınmasına yapabileceği katkıyı da beraberinde götürüyor.
Daha da önemlisi, bu kayıp nesiller boyunca etkisini sürdürebiliyor. Bir kalifiyeli işçi, mühendis, bilim insanı, bir doktor veya bir girişimci yalnızca kendi emeğini değil, yeni işler yaratma, başkalarını yetiştirme ve teknoloji geliştirme potansiyelini de temsil ediyor. Bu insanlar başka ülkelerde fırsat bulurken, Türkiye hem yetiştirme maliyetini üstlenip hem de ortaya çıkan ekonomik değeri başka ülkelere kaptırma riskiyle karşı karşıya kaldı.
Aradan onlarca yıl geçti, insanların daha iyi bir gelecek için ülkelerini terk etmesine yol açan sorunlar hala tartışılıyor. Bir ülke insan yetiştirip onu elinde tutamıyorsa, yalnızca beyin göçü yaşamıyor, gelecekteki üretim kapasitesini, inovasyon gücünü ve küresel rekabetteki konumunu da zayıflatıyor.
Almanya, Türkiye’den giden insanların emeğiyle güçlendi. Türkiye, kendi yetiştirdiği insanları başka ülkelerin rekabet avantajına dönüştürmeye daha ne kadar devam edecek?
Solana’da stablecoin hareketliliği yükseliyor. Eylül ayında 557 milyon stablecoin transferi yapılmış. Ağustos’a göre %33 artış. Günde ortalama 18,6 milyon transfer demek. Yani kullanıcılar $SOL ekosisteminde sadece memecoin kovalamıyor, USDC/USDT de ciddi şekilde dönüyor. Daha fazla kullanım, daha fazla on-chain aktivite sağlıyor.
Manifest’in bu kadar popüler olmasını ve bu kadar seveni olmasını anlıyorum ama ilk defa dinledim, pek bana hitap etmedi. Sanırım benim kulağım biraz başka dönemlerde kalmış. Nerede o Barış Mançolar, Cem Karacalar… Şarkıların sözleriyle iz bıraktığı, yıllar geçse de eskimediği zamanları özlüyorum.
Dün Cambridge'e gittim. Şehir gerçekten güzel, düzenli ve estetik. Özellikle tarihi yapıları ve üniversite çevresi oldukça etkileyici. Fakat günün sonunda aklımda kalan şey Cambridge'in güzelliğinden çok İstanbul başta olmak üzere Anadolu'nun ne kadar farklı bir tarihsel yoğunluğa sahip olduğu oldu. Bazen bir ülkenin ne kadar büyük bir tarihi mirasa sahip olduğunu anlamak için kendi ülkenizden uzaklaşmanız gerekiyor.
İngiltere'de tarihin izlerini görüyorsunuz. Türkiye’de ise tarihin kendisinin içinde yaşıyorsunuz. Anadolu’nun neredeyse her köşesinde farklı dönemlere ve medeniyetlere ait izlere rastlamak mümkün. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı mirası çoğu zaman aynı coğrafyada birbirinin üzerine eklenmiş durumda. Üstelik bunu yalnızca İstanbul gibi büyük ve turistik şehirlerde yaşamıyorsunuz. Türkiye’nin sıradan kabul edilen birçok şehrinde bile ciddi bir tarih ve kültür birikimi var. Bence Türkiye'nin en büyük zenginliklerinden biri tam olarak bu. Tarih bizim için çoğu zaman müzede sergilenen veya özel olarak gidilip görülen bir şey değil. Günlük hayatın içine karışmış durumda.
Bizim en büyük talihsizliklerimizden biri belki de sahip olduğumuz kültürel mirasın büyüklüğüne alışmış olmamız çünkü insan, her gün gördüğü şeyin ne kadar sıra dışı olduğunu ancak ondan uzaklaşınca fark ediyor.
İngiltere'nin birçok şehrini gezdim, gezip gördükçe de ister istemez Türkiye ile kıyaslamaya başladım.
İngiltere’nin havası insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Hava sürekli değişiyor. Güneş açıyor, ardından yağmur başlıyor, sonra tekrar kapanıyor. Özellikle sonbahar ve kış aylarında günlerin kısa ve kasvetli olması da şehirle kurduğunuz ilişkiyi değiştiriyor.
Türkiye ise çok daha çeşitli bir coğrafya. Aynı ülkenin içinde Akdeniz’in sıcaklığından Karadeniz’in yağmuruna, Ege’nin ılıman havasından İç Anadolu’nun karasal iklimine kadar birbirinden tamamen farklı iklimler var. Bu çeşitlilik sadece havayı değil, hayatın tamamını etkiliyor. Yemek kültürü de bunun en güzel örneklerinden biri.
İngiltere’de yemek kültürü elbette çok daha kozmopolit ve özellikle Londra gibi şehirlerde dünyanın her mutfağına ulaşabiliyorsunuz. Fakat Türkiye’de yemek kültürü doğrudan coğrafyanın kendisinden besleniyor.
Ege'de zeytinyağı ve bitkiler, Karadeniz’de fındık, mısır ve balık, Güneydoğu’da baharatlar ve et, İç Anadolu’da hamur işleri ve tahıl ürünleri, Akdeniz’de sebze ve turunçgiller. Aynı ülkenin içinde bu kadar farklı mutfakların oluşması bile Türkiye’nin coğrafi çeşitliliğini anlatmaya yetiyor. Üstelik Türk mutfağını sadece kebap ve baklava üzerinden düşünmek bile başlı başına büyük bir haksızlık. Ev yemeklerinden sokak yemeklerine, mezelerden yöresel hamur işlerine kadar inanılmaz geniş bir mutfak kültürü var.
İnsan bazen kendi ülkesinin değerini, ondan uzaklaşınca daha iyi anlıyor. Belki de Türkiye’nin en büyük kültürel zenginliği, bizim artık zenginlik olarak görmediğimiz şeyler.
robotics are waking up and CT is still farming the same old narratives. machines are about to become economic actors. someone has to build the rails.
ethereum:0x1eef208926667594e5136e89d0e9dd6907959197 is already positioned at the intersection of robotics + DePIN + machine economies.
the machine economy isn’t coming. it’s already starting.
peaqOS artık Solana ekosistemine açılıyor. Bu, PEAQ’in makine ekonomisini daha büyük bir likiditeye, geliştirici topluluğuna ve kullanıcı tabanına bağlaması anlamına geliyor. Yani PEAQ’in hedeflediği makine ekonomisinin erişebileceği alan büyüyor.
Doosan neden önemli? Çünkü burada artık sadece blockchain tarafında bir entegrasyondan bahsetmiyoruz. Doosan Robotics’in gerçek robotlarının peaqOS ile çalışması, PEAQ’in “makineler için ekonomik altyapı” tezini gerçek endüstriyel donanıma bağlıyor.
Eğer $PEAQ ağı gerçekten daha fazla makine çekerse, bu makineler PEAQ kullanır ve bonding/burn mekanizması çalışırsa, piyasadaki likit arz üzerindeki baskı azalırken tokena yönelik kullanım kaynaklı talep artabilir. Bu denklem zaman içinde pozitif tarafa dönebiliyorsa, PEAQ’in arz-talep yapısı da değişmeye başlar.
Solana, PEAQ’ın erişebileceği alanı büyütecek. Doosan ise bu altyapının gerçek makinelerde kullanılabileceğini gösterecek. Economics 2.0 da bunun $PEAQ ekonomisine değer akışını test edecek.
Güzel gelişmeler var, yeni yıla peaq yapacak gibi, bekleyip göreceğiz.
.@peaq and Doosan Robotics, Korea's leading collaborative robotics maker, are putting industrial robots to work on Solana using peaqOS
teapaw.org/peaq/status/2100449670…
İsmail Kartal, devre arasında ikinci yarıya takımı güzel hazırlamış. Gasperini gibi bir teknik direktörün Roma'sına karşı oyunu böyle çevirmek küçümsenecek bir şey değil. Gasperini Şampiyonlar Ligi’ne geldi, yanında yılların tecrübesi, taktik bilgisi ve İtalya ekolü. Şampiyonlar Ligi’nde bu Roma’ya karşı 1 puan başarıdır ama Fenerbahçe bugün 1 puanı almadı, 3 puanı kaçırdı. İkinci yarıdaki Fenerbahçe keyif ve umut verdi.
İnsanlığın sonunu getirebilecek bir şey geliştirdiğine inanıp, sonra ama önce biz yapalım demek nasıl bir akıl tutulması?
Anthropic’te 3 yıl pretraining üzerine çalışan Jacob Coxon istifa etti ve yapay zeka yarışını sert bir biçimde eleştirdi. İddiasına göre OpenAI ve Anthropic, kendi kendini geliştirebilen süper zekaya ulaşmak için yarışıyor. Üstelik risklerin farkında olarak.
Mantıkları ise şu şekilde. Yapay zeka hepimizi bitirebilir ama başkaları yapmadan önce biz yapalım. Bu teknoloji yarışı değil olmaktan çıktı artık. İnsanlığın geleceğini bahis masasına koyup kazananın kim olacağını beklemek gibi bir şey oldu. İşin garip kısmı hala buna inovasyon diyip bize yuttarmaya çalışıyorlar. Tarihin en büyük kumarı oynanıyor kimse farkında değil.
Oha.
Futbol analitiği de artık bitmiş olabilir. Yapay zeka maç izlerken oyuncuları takip ediyor, pas haritasını çıkarıyor, topun kimde olduğunu anlık olarak haritalıyor. Eskiden maç izliyorduk, şimdi yapay zeka ile beraber maçı analiz ediyoruz. Bir süre sonra teknik direktöre bile gerek kalmayacak herhalde, her taktik ve direktifi yapay zeka verecek.
Coinbase’in Amazon, Microsoft, Tesla, SpaceX gibi şirketlerin hisselerini blokzinciri üzerinde token olarak sunması önemli bir gelişme. Peki neden önemli bir gelişme? Çünkü, bu geleneksel borsaların çalışma şeklini değiştirebilecek bir gelişme.
Bugün hisse almak için borsaların açık olduğu saatleri, brokerları ve çeşitli aracı kurumları kullanıyoruz. Tokenize edilmiş hisse senetleri sayesinde hisseler blokzinciri üzerinde 7/24 işlem görebilecek. Yani gelecek bir zamanda borsa hiç kapanmayabilir.
Daha önemlisi, bu tokenler blokzinciri üzerindeki diğer finansal uygulamalarda da kullanılabilecek. Örneğin Tesla tokenlarını satmadan teminat gösterip borç almak mümkün olabilir. Böylece hisse senetleri sadece yatırım aracı olmaktan çıkıp blokzinciri içindeki finansal sistemin bir parçası haline geliyor.
Coinbase için büyük fırsat da burada. Şirket sadece bir kripto borsası olmak istemiyor, burada aynı zamanda Bitcoin, stablecoin, hisse senedi ve diğer finansal varlıkların aynı platformda bulunduğu yeni nesil bir finans sistemi kurmaya çalışıyor.
Yazılımın otomasyonu artık başlı başına şaşırtıcı bir gelişme olmaktan çıktı. Asıl kırılma, yapay zekanın bilgisayar üzerinde gerçekleştirilebilen bilişsel emeğin sınırlarını giderek daha hızlı biçimde aşındırmasıyla yaşanıyor. Mühendislik, tasarım, mimarlık, teknik çizim, analiz ve benzeri alanlarda yapay zekanın yalnızca yardımcı bir araç olmaktan çıkıp üretim sürecinin asli aktörlerinden biri haline gelmesi, bizi teknoloji tartışmasının ötesine taşıyor.
Buradaki asıl mesele teknolojinin insan zekasını taklit edebilmesi değil, ekonomik sistemin insan emeğine duyduğu talebi hangi hızla ve hangi ölçüde kaybedebileceği. Daron Acemoğlu’nun uzun süredir işaret ettiği problem de tam olarak burada önem kazanıyor. Teknolojik ilerlemenin kendisi nötr bir toplumsal sonuç üretmiyor. Teknolojinin hangi amaçlarla geliştirildiği, üretim sürecinde emeğin nasıl konumlandırıldığı ve ortaya çıkan verimlilik artışının toplum içerisinde nasıl dağıtıldığı belirleyici.
Eğer yapay zeka, üretkenliği artırırken aynı zamanda geniş kitlelerin ekonomik süreçlere anlamlı biçimde katılma kapasitesini zayıflatırsa, karşı karşıya olduğumuz problem basitçe işlerin yok olması olmayacak, daha derin sorunlarla karşı karşı kalacağız.
İnsan emeğinin ekonomik değerinin sistematik biçimde aşındığı bir düzende, insanların ekonomik ve toplumsal statüsünü hangi mekanizmalar koruyacak?
Belki de 21. yüzyılın en temel ekonomik sorusu, teknolojinin ne kadar ileri gideceği değil, teknolojik ilerlemenin yarattığı refahın insanları ekonomik hayatın dışına itmeden nasıl paylaşılacağı olacak.
Yazılımı geçtik zaten. Şimdi bilgisayarda yapılabilen işlerin neredeyse tamamına gözünü dikmiş durumda. Mühendislikten tasarıma, mimarlıktan teknik çizime kadar ne varsa yapabiliyor. Bir noktadan sonra yapay zeka yapabiliyor? değil, yapay zeka’nın yapamadığı ne kaldı?” diye sormaya başlayacağız. Daron Acemoğlu, baştan sona haklıydı, makalesini hatırlarsanız. İnsanları bu ekonominin içine dahil etmeyecekler.
Yavaş yavaş insanlarla robotların savaşına doğru ilerliyoruz ama bu sefer silahlar yok. Ekmek kavgası var. Rakibimiz maaş istemiyor, yorulmuyor ve izin almıyor. Durum gerçekten vahim.
Uniswap bir DEX olarak asıl meselesi sadece işlem hacmini büyütmek değil. Asıl mesele, gelecekte likiditenin nasıl organize edileceği. Bugün her şeyi dolara karşı fiyatlıyoruz. Çünkü geleneksel finansın altyapısı buna göre kurulmuş ama varlıklar zincir üzerinde birleşmeye başladığında bu zorunluluk ortadan kalkabilir.
NVIDIA’yı dolara karşı değil, SPY’a karşı işlem görebilirsin. Tesla’yı SPY’a karşı. Petrolü petrol fonlarına karşı. Hazine tahvillerini başka tahvil fonlarına karşı. Birbirine benzer hareket eden iki varlığı aynı havuzda tuttuğunda, likidite sağlayıcının taşıdığı risk azalıyor. Risk azalınca daha düşük getiriyle bile likidite sağlamak mümkün oluyor. İşte burada otomatik piyasa yapıcıların avantajı ortaya çıkıyor. Geleneksel piyasa yapıcısı aldığı varlığın fiyat riskini ayrıca korumak zorunda. Ancak zaten o varlığı elinde tutmak isteyen bir yatırımcı için bu risk başlı başına bir maliyet değil. Dolayısıyla daha düşük maliyetle likidite sağlayabiliyor.
Bu da zincirleme olarak: Daha ucuz likidite, daha derin piyasalar, daha fazla işlem ve daha fazla likidite ile sonuçlanıyor. Uniswap’ın uzun vadeli değerlemesi tam olarak burada. Tokenizasyon sadece varlıkları zincire taşımayacak, piyasalarin nasıl çalıştığını da değiştirecek. Likidite doların etrafında değil, birbirine benzeyen varlıkların etrafında toplanmaya başladığında, otomatik piyasa yapıcılar geleneksel finansın en güçlü oyuncularına kafa tutabilir.

















