dru⚕ (@au75au) header
dru⚕ (@au75au) profile picture

🩺İç Hastalıkları Uzmanı ⚖️Adalet MYU 📈İşletme/Sağlık Y. 🛡tarihsevdalısı 🖋yazar 📏olcusuz elestirir 📢ayari yoktur susamaz 🧲cahil cekmez 🪠gelirse süpürür

İstanbul, Türkiye
Joined October 2011
Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)Photo by dru⚕ (@au75au)
Pinned Tweet
“Pandemide insanlık öldü mü, ben kiracımdan kira almadım” diye erdem pazarlayanlarla bugün “memur enflasyonun sebebi” diye bağıranlar aynı koronun elemanları. Karikatürde gördüğünüz gibi: Üstte finans kapital oturur. Ortada kuklalar konuşur. Altta fatura halka kesilir. Bu düzeni meşrulaştırmak için görevlendirilmiş papağanların ortak gaglamaları da bellidir: “Ev yatırım aracı değildir.” “Araba yatırım aracı değildir.” “Altın almak yanlıştır.” “Döviz almak yanlıştır.” “Paranı finansal sisteme koy.” Ne güzel dünya. Vatandaş başını sokacak eve yatırım yapmasın. Ayağını yerden kesecek arabayı değer koruma aracı görmesin. Altına, dövize kaçmasın. Enflasyona karşı kendi çapında savunma hattı kurmasın. Ne yapsın? Parasını finans kapitale teslim etsin. Fon alsın. BES’e girsin. Mevduata yatırsın. Banka bilançosunu şişirsin. Hazine’yi fonlasın. Finans kapitalin faiz çarkına gönüllü yakıt olsun. Sonra buna da “piyasa ekonomisi” desinler. Oysa mesele yatırım tercihi değil; vatandaşın elindeki son korunma araçlarının itibarsızlaştırılmasıdır. Çünkü ev alırsa sistemin dışına kısmen çıkar. Altın alırsa bankaya muhtaç olmaz. Döviz alırsa yerli paranın erimesine karşı korunur. Arabayı bile değer saklama aracı yapıyorsa, bu vatandaşın akılsızlığından değil; paranın pul edilmesindendir. Ama bunlara göre tek makbul vatandaş şudur: Parasını finans kapitale teslim eden, parasıyla Hazine’yi fonlayan, enflasyonla yoksullaşan, getirisi kuşa dönen, riskini kendi taşıyan, kârını başkasına yazdıran vatandaş. Daha ironik tarafı ne biliyor musunuz? Hazine’yi fonlarken bile çoğu zaman Hazine’den aldığı kaynakla fonluyorlar. Devlet katkısı var. Teşvik var. Vergi avantajı var. Garanti var. Mevduat güvencesi var. Kamu destekli fonlama var. Yani finans kapital, kamunun sağladığı güvenle vatandaştan para topluyor; sonra o parayla yine kamuya borç verip faiz yazıyor. Oh ne âlâ memleket. Derenin taşıyla elalemin kuşunu vurmanın adına da “finansal okuryazarlık” diyorlar. Vatandaşın parasını topluyor. Devletin katkısını alıyor. Hazine’ye borç veriyor. Faizini alıyor. Komisyonunu alıyor. Yönetim ücretini alıyor. Riski vatandaşa yazıyor. Maliyeti bütçeye yıkıyor. Sonra da bunu “verimlilik” diye pazarlıyor. Hayır kardeşim. Bu verimlilik değil. Bu, vatandaşın tasarruf refleksini finans kapitalin tahsilat düzenine bağlama operasyonudur. Ev yatırım aracı olmasın. Araba yatırım aracı olmasın. Altın güvenli liman olmasın. Döviz kaçış alanı olmasın. Nakit dolaşım aracı olmasın. Peki ne olsun? Banka kâr etsin. Fon yönetimi komisyon alsın. Hazine borçlansın. Finans kapital semirsin. Vatandaş da buna “tasarruf bilinci” diye alkış tutsun. İşte karikatürdeki mesele tam da budur: Birileri yukarıda finans kapitalin sofrasında oturur. Birileri aşağıda halka “sabır, tasarruf, verimlilik” masalı anlatır. Birileri de memuru, emekliyi, işçiyi birbirine kırdırıp asıl tahsilat düzenini görünmez kılar. Bunlar fikir insanı falan değildir. Bunlar finans kapitalin gönüllü sözcüleri, Düyûn-ı Umûmiye memurlarının yerli kuklalarıdır. Kendi halkının alın terini bankanın, fonun, faizin, borcun ve komisyonun sofrasına taşıyıp sonra da buna “piyasa” diyen akıl; milletin değil, tahsilat düzeninin tarafındadır. Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Bu kılıfın adı bazen “piyasa” olur. Bazen “verimlilik” olur. Bazen “tasarruf teşviki” olur. Bazen de “finansal okuryazarlık” olur. Ama özü değişmez: Vatandaşın alın teri finans kapitalin tahsilat düzenine bağlanır; sonra bunu meşrulaştırmak için kılıf aranır. Karikatürdeki ipler boşuna çizilmedi. Kim kukla, kim kuklacı, kim de milletin cebine uzanan o el; artık görmek isteyene her şey apaçık.
1
1
6
535
Bakü’nün sevinci Ankara’nın sevincidir, Şuşa’nın gururu bütün milletimizin gururudur. 15 Haziran 2021 günü Şuşa’da imzaladığımız beyannameyle, müttefiklik bağıyla tahkim ettiğimiz kardeşliğimizi zayıflatmak isteyenler dün olduğu gibi bugün de yarın da emellerine asla ulaşamayacaktır. Cenab-ı Hakk’ın izniyle beraberliğimiz her zaman kaim olacaktır. 🇹🇷 🇦🇿
2,579
1,588
54
5,445
187,562
Birdir bizim her halimiz; sevincimiz, melalimiz; bayraklarda hilalimiz... Azerbaycan-Türkiye 🇹🇷🇦🇿
2,982
1,579
63
5,515
198,501
Heç kimə imkan vermərik ki, bizim aramıza girsin.
364
30
2,490
31,799
Eşi İlyas Kaya için adlı kontrol talep edilmiş
#SONDAKİKA | Fatma Betül Sayan Kaya, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
37
33
487
45,503
🔴#SONDAKİKA | Fatma Betül Sayan Kaya, tutuklamaya sevk edildi.
1,875
1,598
454
20,095
2,107,259
Dilerim arkasi çorap söküğü gibi gelir..Bu ve benzeri tiplerin haram paralari ile sosyal medyada trollük yapanlarinda..
75
Devleti tanımayan, devlet adabından nasibini almamış kişiler; ortada dönen fırıldakların ve dolapların sorumluluğunu bürokratlara yüklemeye çalışıyor. Sonra da “Denetim kurumları neden uyumuş, görevlerini neden yapmamış?” diye soruyorlar. Üstlerinden talimat gelmeden tuvalete gitmeye bile cesaret edemeyen adamlara suçu yüklesen ne olur? “Konuşma, seni ihya edeceğim” desen ne değişir? Devletin bir şeyi çok iyi yaptığını unutuyorlar: Her şey ama her şey kayıt altındadır. Gün gelir, yediğin hurmalar bir yerini tırmalar; üstünü örtmeye çalıştıkça işlediğin suç da katlanarak büyür.
70
🔴BU AÇIKLAMAM HIRSIZLARA BİR MEYDAN OKUMADIR.. Korkum yok, cesaretim sonsuz. Allah’tan, şerefimden ve haysiyetimden başka hiçbir şeyden korkmam. Benim geri adımım yok. Dün de olmadı, bugün de olmayacak, yarın da olmayacak. Ben, Irak’taki İmam-ı Sipkî’nin, Mısır’daki İmam Takiyüddin-i Sipkî’nin, Şırnak Basret’teki Şeyh Salih-i Sipkî’nin, Muş merkez Alaaddin Camii’nde kabri bulunan Mele Resul-i Sipkî’nin torunuyum. Ben, Doğubayazıt’ta İshak Paşa Sarayı’nın yanında camisi bulunan Beyazıt Bey’in, Osmanlı paşaları Hacı Yusuf Paşa ile Mehmet Paşa’nın torunuyum. Ben, Ermeni cephesinde komutanlık yapan Abdülmecit Bey’in, Ali Bey’in, Abdullah Bey’in; Ermeni cephesinde öldürülmesinin ardından eşi Cemaliye Hanım’ın kaçırıldığı Hasan Bey’in torunuyum. Benim dedelerim bu memleketi emlakçıdan satın almadılar. Bu topraklar için kan döktüler, can verdiler, bedel ödediler. Bize bırakılan miras yalnızca bir soyadı, bir aile tarihi, bir şan ve şöhret değildir. Bize bırakılan miras; vatana sadakat, millete hizmet, namusa sahip çıkmak, mazlumun yanında durmak ve haksızlığın karşısında dimdik durmaktır. Bu memlekete ihanet, namusa ihanettir.Bu vatana ihanet onursuzluktur, şerefsizliktir, alçaklıktır. Bu milletin hakkını yemek, fakirine zulmetmek, garibinin ekmeğine göz dikmek, yetimin geleceğini çalmak, alın teriyle biriktirdiği üç kuruşu elinden almak şerefsizliklerin en büyüğüdür. İşte bu yüzden bugün bütün kutsal değerlerim üzerine ant içiyorum! VALLAHİ DE, BİLLAHİ DE, ÖLÜMÜME MAL OLSA DA BU MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİM. Devletimize, milletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza ihanet edenlerin, onu arkadan hançerleyenlerin, milletin parasına göz dikenlerin, fon oyunlarıyla binlerce insanın birikimini, umudunu ve geleceğini yok edenlerin peşini bırakmayacağım. Makamına bakmayacağım. Mevkisine bakmayacağım. Kimin yakını olduğuna, kimin arkasına saklandığına, hangi koltukta oturduğuna bakmayacağım. Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin, hangi güç odağına dayanırsa dayansın; elimdeki bilgi ve belgelerle hukuka uygun biçimde gerçekleri kamuoyuna açıklayacağım. Bu toprakların ekmeğiyle büyümüş bir Anadolu evladı olarak, milletimin hakkını yiyenlerin karşısında duracağım. Devletin imkânlarını kendi çıkarları için kullananların, halkın alın teri üzerinden servet biriktirenlerin,peşini bırakmayacağım. Kaçacak delik arayacaksınız ama nafile. Gerçeklerden kaçamayacaksınız. Kendiliğinizden o koltukları terk edin. Milletin hakkını iade edin. Hukukun önünde hesap verin. Çünkü bu akşamdan itibaren başlıyorum. Öğrendiklerimi, bildiklerimi, belgeleyebildiklerimi milletimle paylaşacağım. Sayın Cumhurbaşkanımızın arkasından hesap yapanlara, Cumhurbaşkanımız sonrası için kendi ikbal planlarını kuranlara da sesleniyorum: Bu milletin iradesi üzerinden kurduğunuz hesaplar başınıza yıkılacak. Bu oyunu bozacağım. Benim mücadelem bir makam, bir koltuk, bir kişisel hesaplaşma mücadelesi değildir. Benim mücadelem, bu ülkenin geleceği, devletimizin itibarı, milletimizin alın teri, fakirimizin ekmeği ve çocuklarımızın yarınları içindir. İnanıyorum ki bu ülke Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeniden yükselecek. Kardeşliğimiz güçlenecek, birliğimiz pekişecek. Bu güzel memleket, güzel günlerini yine bu memleketin temiz, dürüst, vatansever evlatlarıyla yaşayacaktır. Bizim için insanımızın partisi, fikri, zikri, mezhebi, kökeni ne olursa olsun esas olan bayrağımızdır, toprağımızdır, devletimizdir, milletimizin birliği ve beraberliğidir, kardeşliğimizdir. EY FON VURGUNCULARI. Korkmaya devam edin. VALLAHİ SİZİ DEŞİFRE EDECEĞİM. BİLLAHİ SİZİ DEŞİFRE EDECEĞİM. Bu akşamdan başlıyorum. Kendiniz ayrılmaz, milletin hakkını teslim etmez ve hesap vermezseniz, öğrendiğim gerçekleri ve dayanaklarını tek tek kamuoyuyla paylaşacağım. Dedelerimizin bu topraklar için ödediği bedeli unutmadım,unutmayacağım, unutturmayacağım. BU VATAN SAHİPSİZ DEĞİL. BU MİLLET KİMSESİZ DEĞİL. BU DEVLET ÜÇ BEŞ AÇGÖZLÜNÜN,ÇİFTLİĞİ DEĞİL. HODRİ MEYDAN…
2,735
3,823
297
17,361
1,246,893
29 Oktyabr – Türkiyə Respublikasının əsasının qoyulmasının 103-cü ildönümü münasibətilə qardaş Türkiyə xalqını və dövlətini səmimi-qəlbdən təbrik edirik. Bu əlamətdar gündə Türkiyə Respublikasının qurucusu Mustafa Kamal Atatürkü, eləcə də ölkənin azadlığı və müstəqilliyi uğrunda canlarından keçmiş şəhidlərin əziz xatirəsini dərin ehtiramla yad edirik. Türkiyənin Cümhuriyyət Bayramı mübarək olsun! 🇦🇿🇹🇷
80
317
13
2,561
33,333
Dost acı söyler: Başınıza ne gelirse, bu trollerden ve onları kullanan çevrelerden geldi ve gelecek. İplerini tutanları bari gözden kaçırmayın. Sözde Tayyip Erdoğan'ı savunuyorlar lakin fon soygununu sulandırarak bile isteye hedefe cumhurbaşkanını oturtuyorlar..
Ah be Tolga kardesim su oyunu hayatimiza sokmayacaktin...Napcaz simdi... Analog devri kapandi digital telefonlar cikti üstelik! Dahası organize ceteler birlikte oynayabiliyor oyunu..Daha da kotusu onlarin oyun alani gordukleri sey bizim yasam alanlarimiz ve ortak vatanimiz...
91
Ne lanetullah bir adamım şu alemde. Yinede sagol @x @grok X'e ne zaman katıldığını hatırlıyor musun? Ben hatırlıyorum! #XYıldönümüm
1
78
6 yıl tıp fakültesi tamamlayan herkese sınavla Tıbbi sekreterliğe geçiş hakkı tanınmalıdır!!
44
72
12
4,076
319,632
Kamudan özele, özelden kamuya geçiş bazen kariyer değil, **revolving door**’dur. Denetleyenle denetlenen arasındaki sınır silinirse bunun adı **regulatory capture** olur. Şeffaflık ve çıkar çatışması kuralları zayıfladığında nüfuz ve imtiyaz istisna olmaktan çıkar, **sisteme dönüşür.** Bir toplumu çürütmenin, yoksullaştırmanın, soyup soğana çevirmenin ve nihayetinde yavaş yavaş öldürmenin türlü yolları vardır. Brecht’in dediği gibi: “Birini öldürmenin çeşitli yolları vardır… Ekmeğini çalarsınız, hastalığını sağaltmazsınız, ölümüne çalıştırırsınız. Bunların pek azı yasaktır.” Sayın Adalet Bakanım; soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın, kimsenin gözünün yaşına bakılmaması gerekir. Organize bir yapı varsa yalnız finansal ayağı değil; **siyasi, bürokratik, medya ve sosyal medya bağlantıları da delilleriyle birlikte ortaya çıkarılmalıdır.** Çünkü mesele birkaç kişinin cezalandırılması değil, **döner kapının kendisinin kapatılmasıdır.** Umarım bu **“Döner Kapı Operası”**, Brecht’in operasındaki gibi son anda güçlülerin affedildiği bir finalle kapanmaz.
5
175
Sabías que, con las guardias, los médicos están obligados a trabajar 2 jornadas hasta los 55 años de edad? Sabías que las guardias médicas no son extra, que están peor remuneradas que una jornada normal y que no cuentan para la jubilación de los médicos? Sabías que los médicos, a pesar de hacer 24 horas entre 3-6 veces al mes, no cobran nocturnidad? Sabías que un médico tiene derecho a descansar únicamente el día que sale de una guardia de 24 horas y que al día siguiente tiene que volver a trabajar? Sabías que estas jornadas infrahumanas representan el 50 % de sus sueldos?
31
338
10
734
38,311
Eylül ayı başında Esenyurt'ta yüreğimizi yakan bir trajedi yaşandı. Emekli bir polis, görevdeki polis memuru kardeşimiz Mehmet Ali Topatan'ı sırtından vurarak şehit etti, ardından aynı silahla kendi hayatına son verdi. Bir yanda görevinin başında hayatını kaybeden genç bir polis, öbür yanda ömrünü aynı teşkilata vermiş, emekli olduğu yıl meslektaşının canına kıyan bir adam. Şehidimize Allah'tan rahmet, ailesine ve emniyet teşkilatımıza sabır diliyorum. Acımız ne kadar büyükse, sorularımız da o kadar büyüktür. Bu olay, İstanbul Valiliği'nin birkaç satırlık açıklamasıyla geçiştirilemez. Basına yansıyan bilgilere göre saldırgan, bu yıl emekliye ayrılmış bir başpolistir. Sivil trafik polisleri onu uygulama üzerinden müşteri gibi çağırmış, aracının trafikten men edileceğini söyleyince de silahını çekmiştir. Valilik açıklamasında bu bilgilerin hiçbiri yer almamaktadır. Neden? Korsan taşımacılık idari bir kabahattir. Polisin idari bir işlem için müşteri kılığına girerek araç çağırması hangi mevzuata dayanmaktadır? Teşkilat içinde, bu tespitleri yapan polislere amirleri tarafından mevzuatta yeri olmayan izin ve ödül sözü verildiği konuşulmaktadır. Sayın Bakan'a soruyorum: Bu iddia doğru mudur? Emekli olduğu yıl özel aracıyla yolcu taşımak zorunda kalan bir polis, bize emekli polislerin nasıl geçindiğini de anlatmaktadır. Görevdeki bir polisin dahi İstanbul'da aldığı maaşla geçinemediğini idareciler bilmiyor mu? Esenyurt'u saran çeteler ortadayken, ek gelir peşindeki sürücüleri yakalamak için kurulan bu mizansen neyin önceliğidir? Bir insanı meslektaşını vuracak, ardından kendini vuracak noktaya getiren bu ruh halinin sebebi nedir? Bu tür cinnet ve intihar vakalarını emniyet mensuplarında sıradan yurttaşlardan çok daha sık görüyoruz. Neden? Aynı ruh halinin emeklilikte de sürdüğünü bu olay açıkça gösteriyor. Bu durum sorgulanmadan, alelade bir asayiş haberi gibi geçiştirilebilir mi? Polislerimizin yaşadığı ekonomik sıkıntı, meslek boyunca taşıdıkları psikolojik yük ve emeklilikte yalnız bırakılmaları tüm yönleriyle araştırılmalıdır. Bu trajedinin sosyal, ekonomik ve psikolojik bütün sebeplerinin ortaya konması gerekir. Aksi taktirde benzer olayların önüne geçmek mümkün olmayacaktır.
36
134
6
821
75,407
7 Temmuz’da yazmışım. O gün “fon alın, paranızı finansal sisteme koyun, gerisi finansal cehalet” diye ahkâm kesenleri konuşuyorduk. Bugün dönüp okuyunca bazı cümleler insanın gözüne daha bir başka görünüyor: Ben 7 Temmuz’da söyleyeceğimi söylemişim. Gerisini piyasa yazmış.
“Pandemide insanlık öldü mü, ben kiracımdan kira almadım” diye erdem pazarlayanlarla bugün “memur enflasyonun sebebi” diye bağıranlar aynı koronun elemanları. Karikatürde gördüğünüz gibi: Üstte finans kapital oturur. Ortada kuklalar konuşur. Altta fatura halka kesilir. Bu düzeni meşrulaştırmak için görevlendirilmiş papağanların ortak gaglamaları da bellidir: “Ev yatırım aracı değildir.” “Araba yatırım aracı değildir.” “Altın almak yanlıştır.” “Döviz almak yanlıştır.” “Paranı finansal sisteme koy.” Ne güzel dünya. Vatandaş başını sokacak eve yatırım yapmasın. Ayağını yerden kesecek arabayı değer koruma aracı görmesin. Altına, dövize kaçmasın. Enflasyona karşı kendi çapında savunma hattı kurmasın. Ne yapsın? Parasını finans kapitale teslim etsin. Fon alsın. BES’e girsin. Mevduata yatırsın. Banka bilançosunu şişirsin. Hazine’yi fonlasın. Finans kapitalin faiz çarkına gönüllü yakıt olsun. Sonra buna da “piyasa ekonomisi” desinler. Oysa mesele yatırım tercihi değil; vatandaşın elindeki son korunma araçlarının itibarsızlaştırılmasıdır. Çünkü ev alırsa sistemin dışına kısmen çıkar. Altın alırsa bankaya muhtaç olmaz. Döviz alırsa yerli paranın erimesine karşı korunur. Arabayı bile değer saklama aracı yapıyorsa, bu vatandaşın akılsızlığından değil; paranın pul edilmesindendir. Ama bunlara göre tek makbul vatandaş şudur: Parasını finans kapitale teslim eden, parasıyla Hazine’yi fonlayan, enflasyonla yoksullaşan, getirisi kuşa dönen, riskini kendi taşıyan, kârını başkasına yazdıran vatandaş. Daha ironik tarafı ne biliyor musunuz? Hazine’yi fonlarken bile çoğu zaman Hazine’den aldığı kaynakla fonluyorlar. Devlet katkısı var. Teşvik var. Vergi avantajı var. Garanti var. Mevduat güvencesi var. Kamu destekli fonlama var. Yani finans kapital, kamunun sağladığı güvenle vatandaştan para topluyor; sonra o parayla yine kamuya borç verip faiz yazıyor. Oh ne âlâ memleket. Derenin taşıyla elalemin kuşunu vurmanın adına da “finansal okuryazarlık” diyorlar. Vatandaşın parasını topluyor. Devletin katkısını alıyor. Hazine’ye borç veriyor. Faizini alıyor. Komisyonunu alıyor. Yönetim ücretini alıyor. Riski vatandaşa yazıyor. Maliyeti bütçeye yıkıyor. Sonra da bunu “verimlilik” diye pazarlıyor. Hayır kardeşim. Bu verimlilik değil. Bu, vatandaşın tasarruf refleksini finans kapitalin tahsilat düzenine bağlama operasyonudur. Ev yatırım aracı olmasın. Araba yatırım aracı olmasın. Altın güvenli liman olmasın. Döviz kaçış alanı olmasın. Nakit dolaşım aracı olmasın. Peki ne olsun? Banka kâr etsin. Fon yönetimi komisyon alsın. Hazine borçlansın. Finans kapital semirsin. Vatandaş da buna “tasarruf bilinci” diye alkış tutsun. İşte karikatürdeki mesele tam da budur: Birileri yukarıda finans kapitalin sofrasında oturur. Birileri aşağıda halka “sabır, tasarruf, verimlilik” masalı anlatır. Birileri de memuru, emekliyi, işçiyi birbirine kırdırıp asıl tahsilat düzenini görünmez kılar. Bunlar fikir insanı falan değildir. Bunlar finans kapitalin gönüllü sözcüleri, Düyûn-ı Umûmiye memurlarının yerli kuklalarıdır. Kendi halkının alın terini bankanın, fonun, faizin, borcun ve komisyonun sofrasına taşıyıp sonra da buna “piyasa” diyen akıl; milletin değil, tahsilat düzeninin tarafındadır. Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Bu kılıfın adı bazen “piyasa” olur. Bazen “verimlilik” olur. Bazen “tasarruf teşviki” olur. Bazen de “finansal okuryazarlık” olur. Ama özü değişmez: Vatandaşın alın teri finans kapitalin tahsilat düzenine bağlanır; sonra bunu meşrulaştırmak için kılıf aranır. Karikatürdeki ipler boşuna çizilmedi. Kim kukla, kim kuklacı, kim de milletin cebine uzanan o el; artık görmek isteyene her şey apaçık.
1
1
153
Bunu Temmuz ayında yazmıştım. O gün teoriyi tartışıyorduk; bugün kitabın birkaç sayfasını yaşayarak okuyoruz. **Risk kimin? Kazanç kimin? Fatura en sonunda kimin önüne konuyor?** Haydi fanfinifoncular, buyurun… Bize yeni bir “başarı hikâyesi” daha anlatın.
Her kitabın girişinde bir teşekkür bölümü olur: “Anneme…” “Babama…” “Aileme…” “Bu kitabı yazmamda bana yardım edenlere…” Sonra asıl metin başlar. Roman başlar. Hikâye başlar. Şiir başlar. Acı başlar. Hakikat başlar. Şimdi bazıları kalkıp finans sisteminin kitap sayfalarındaki giriş cümlesini bize bütün kitap diye okutmaya çalışıyor: “Finans sistemi tasarrufları verimli yatırımlara yönlendirir.” “Risk yönetimi sağlar.” “Reel üretimin sermaye ihtiyacını karşılar.” Güzel. Bu, kitabın önsözü. Peki hikâyenin devamı nerede? Giriş var da gelişme nerede? Sonuç nerede? Bedel nerede? Kimin cebinden alınıp kimin bilançosuna yazıldığı nerede? İdeal tanımı ve amacı çoktan öldü; hâlâ kadavrasını vitrine koyup “bakın ne kadar sağlıklı” diye pazarlıyorlar. Ama illa ki kitap sayfalarından ekonomi ve iktisat bilgisi paylaşmak istiyorlarsa önlerini açalım. Buyursunlar; sadece önsözü değil, kitabın karanlık bölümlerini de okusunlar: Finansallaşma nedir, anlatsınlar. Rantiyecilik nedir, anlatsınlar. Kaydî para nasıl yaratılır, anlatsınlar. Moral hazard nedir, anlatsınlar. Rent-seeking nasıl işler, anlatsınlar. Minsky’nin finansal istikrarsızlık hipotezini anlatsınlar. Fiktif sermayeyi anlatsınlar. Ama anlatmazlar. Çünkü oralara girince masalın büyüsü bozulur. Finansın teoride üretimi fonlayan araç olduğu anlatılır; fakat pratikte emeği borçlandıran, Hazine’yi faize bağlayan, vatandaşın gelecekteki gelirini bugünden ipotekleyen bir tahsilat düzenine dönüştüğü saklanır. Tıpkı sihirbazın kasasında kaybolan adam gibi. Seyirci illüzyona bakar. Alkışa bakar. Dumana bakar. Sahnedeki parıltıya bakar. Kitle coşturulur.. Alkışlar alkışlar... Ama kasanın içinde kilitli kalan adamı görmez. Bugünün finans düzeninde o kasanın içindeki adam vatandaştır. Tasarruf teşviki dedikleri yerde devlet katkısı vardır. Verimlilik dedikleri yerde komisyon vardır. Piyasa dedikleri yerde kamu garantisi vardır. Finansal okuryazarlık dedikleri yerde vatandaşın parasını sisteme kilitleme arzusu vardır. Risk yönetimi dedikleri yerde risk halka, kâr finans kapitale yazılır. Yani savundukları şey halktan yana değil. Bu düzen, yoksulluğun ve emeğin üzerine giydirilmiş bir kefendir. Adına ister piyasa desinler. İster verimlilik desinler. İster finansal derinleşme desinler. İster tasarruf bilinci desinler. Sonuç değişmez: Finansın ders kitabındaki idealini değil, milletin cebindeki faturayı konuşuyoruz. Finansın önsözünü değil, halkın sırtına yazılan son bölümünü konuşuyoruz. Çünkü teori başka şeydir; tahsilat düzeni başka şeydir.
1
3
145
dru⚕ retweeted
Si leéis las noticias de hoy os daréis cuenta de por qué la sanidad pública en España es un caos. Simplemente es una herramienta política. Y la política actual es confrontación. Así que la sanidad es algo que se arroja contra el otro o se usa como medalla Solo para eso
4
34
2
127
3,361
طبيب رفض طلبًا لمريض لأنه لا يراه مستحقًا طبيًا. أو طلب طلب من المريض لأنه يرى الامر مستحقا اشتكى المريض. يُستدعى الطبيب، يكتب إفادة، يبرر قراره، يوثق، ويعيش قلق الشكوى وما قد يترتب عليها. ثم تنتهي القصة. في المرة التالية يأتيه مريض بالطلب نفسه. ماذا تتوقعون أن يفعل؟ قد يقول لنفسه: لماذا أدخل في هذه الدوامة مرة أخرى؟ أعطه ما يريد وأرح نفسي. وهنا تبدأ المشكلة . نحن لم نحل شكوى مريض فقط؛ نحن علّمنا الطبيب -من حيث لا نشعر- أن القرار الأكثر أمانًا له ليس بالضرورة القرار الطبي الصحيح، بل القرار الذي يجنبّه الشكوى. ثم بعد سنوات نتساءل: لماذا زادت الطلبات غير المبررة؟ لماذا أصبح بعض المرضى يتوقعون الحصول على كل ما يطلبونه؟ ولماذا أصبح بعض الممارسين يميلون إلى «مجاراة المريض»؟ لأن الأنظمة أيضًا تصنع السلوك. إذا كان ثمن قول «لا» مهنيًا هو الشكوى والتحقيق والتبرير، بينما ثمن قول «نعم» بلا داعٍ يساوي صفرًا تقريبًا؛ فلا تستغربوا أي سلوك ستكافئه المنظومة بمرور الوقت. الإدارة ليست مهمتها أن تجعل الجميع سعداء. وظيفتها أن تبني نظامًا عادلًا وواضحًا يحمي المريض ويحمي الموظف ويحمي القرار المهني، ثم تلتزم به حتى عندما يغضب أحد الأطراف.
34
59
6
287
126,372
Hayret! kendimi her an Turkiye de sanıyorum.
Claro, porque la historias clínicas las escribís cuando llegas a tu casa. La gente es toda pelotuda.
1
1
1
209