
Feminist ve Eleştirel Psikoloji, Psikanalitik Terapi [email protected]
Joined April 2012
- Tweets1.2K
- Following292
- Followers3.8K
- Likes23.8K
Bu söz Marx ve Engels’in “Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yarattı.” sözüne bir atıftır. Burada, mezar kazıcılar işçi sınıfıdır ve işçi sınıfının ortaya çıkışı kapitalist sistemin ortaya çıkmasına bağlı olarak gerçekleşti. Ve bu çelişki, yani bir sistemin kendi mezar kazıcısını ortaya çıkarması ise bir yaratım içermekteydi.
Tersi şekilde, cumhuriyet fikri ise milliyetçilik akımının güçlü etkisi ile ortaya çıktı. Ve bu tarihsel bir ilerlemeydi. Fakat yazılan sözün ironisi de buradadır.
Cumhuriyetin kurucu akımlarından biri bugün artık adalet, eşit yurttaşlık, yurt sevgisi kavramlarıyla bağdaşamamakta ve ırkçı histeriye dönüşmektedir.
Bu ise cumhuriyet fikrinin kendisini baltalamaktadır. İşte bu nedenle milliyetçilik cumhuriyetin mezar kazıcısına dönüşmektedir. Fakat işçi sınıfına atfedildiği gibi yaratan değil yıkan bir yerden işlev göstermektedir.
Cumhuriyeti tek bir milletin kurduğu anlatısı doğru değildir. Anadolu toprakları, Laz, Türk, Çerkes, Kürt, Arap… birçok etnik kimliğe ev sahipliği yapmaktadır. Cumhuriyetten yaratım çıkarmak ise ancak bu kardeşliği sahiplenmekle mümkün olacaktır.
Yurt sevgisi, dünya sevgisi demektir. Dünyanın öbür yerinde kardeşliğe dair bir şey olduğunda bireysel çıkarlardan vazgeçerek yaşamın hayrına olan şeye sevinebilmektir.
Dün Brezilya’da ve Sırbistan’da halk kazandı. Buna sevinebilmek tam olarak dünya sevgisidir. Filistin’de insanlar ölürken üzülebilmek dünya sevgisidir, yurt sevgisidir.
Bir kimliği diğerlerinden üstün görmek ise yurt sevgisini de kardeşliği de yaralamaktadır. Çünkü diğer kimliklerden daha fazla hepimizin olan topraklara sahip olma iddiası taşımaktadır.
Bu nedenle geçmişte ilerlemeci bir rol oynayan milliyetçilik, bugün ırkçı bir histeriye dönüşerek yaratma gücünü kaybetmiş ve yıkıcılaşmıştır. Yani bu sözün kuvveti de buradan gelmektedir.
29 Ekim gelirken… Eşit yurttaşlık, ortak yaşam, kardeşlik şiarı üzerine kurulmuş bir dünya umuduyla. Sevgiyle.
“Hem Seattle hem Cenova hem Latin Amerika’da. Hem Hindistan’da bir arayışta. Özgürlük elinde, özgürlük seninle, özgürlük sen ordaysan orada”
Tebrikler Brezilya, tebrikler Lula!
open.spotify.com/track/0pFKR…
Dünyada toplumsal entropinin zirve yaptığı bir çağdayız. Hayra mı yorulacak şerri mi dağıtacak bilemiyoruz. Fakat üstesinden gelinirse yaşamayı hatırlayacağız, gelinemezse barbarlar çağı çok uzaklarda değil.
Narsistik ilişkilenme, taraflardan birinin narsist olması üzerinden kurulan bir ilişki değildir çoğunlukla. İlişkilenen iki tarafın da narsistik ihtiyaçlarının ilişkinin belirleyeni olmasıdır. Birini idealize etmek de idealize edilmek de narsistik ihtiyaçlardır. Günümüzde çok popüler bir cümle haline gelen, “Bir narsistle ilişki sürdürdüm” cümlesini kuruyorsanız, o ilişkideki kendi narsistik ihtiyaçlarınız neydi üzerine düşünmekte fayda var.
Dilan Ayyıldız retweeted
Freud’un büyük eserleri arasında kısa sayılabilecek bir metin olan ‘Başarı Karşısında Yıkılanlar’, oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu makale, başarıya veya mutluluğa dayanamayan insanların durumunu, basit bir olgu gibi sunulan bir konunun arkasında aslında çok güçlü ve yoğun bir dinamiğin çalıştığını göstererek okuyucuyu şaşkına uğratır. Nevrozun nedenselliğine ufak bir atıfla başlayan Freud, arzu, iyileşme ve başarma gibi son derece popüler meselelerin kökenlerine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunur.
Freud, uzun zamandır beklenen bir mutluluğa kavuşmanın ardından hastalanan bir kadının hikayesini şu şekilde ifade eder: “Uzun yıllar birlikte yaşadıktan sonra adam, ailesini onunla barıştırmayı başardı ve ardından onu yasal eşi yapmaya hazırdı. Ancak, tam bu noktada kadın dağılmaya başladı. Hanımı olmak üzere olduğu evi ihmal etti; adamın, kendisini aileye dahil etmek isteyen akrabalarının kötü davrandığını düşündü. Anlamsız kıskançlığı nedeniyle adamın sanatsal çalışmalarını engelledi ve sevgilisine tüm toplumsal ilişkileri yasakladı. Sonunda ise kısa sürede iyileştirilemez bir zihinsel hastalığa yenik düştü.”
İnsan, bu tür bir başarının ardından gelen boşluk hissiyle karşılaştığında şaşkınlık yaşayabilir; ancak bu durumu yalnızca arzu ve onun gerçekleşmesi karşısındaki depresyon ya da hayal kırıklığı olarak değerlendirmek yetersizdir. Çünkü bir idealin neye destek olduğu, neyi koruduğu ve neyle ilgili olduğu, özellikle özne düzeyinde büyük bir öneme sahiptir. Bir başarı, öznenin kendisini Öteki’nden uzaklaştırması gereken kastrasyon kompleksinin çıkmazlarını yeniden harekete geçirebilir. Freud’un ünlü vakalarından biri olan Schreber’in, Dresden Yüksek Mahkemesi’ne atandığı sırada psikotik bir hezeyan geçirdiğini hatırlamak bu bağlamda önemlidir. Ayrıca, şöhretlerinin zirvesindeyken insanların bazen kılık değiştirmiş şekilde (riskli davranışlar, uyuşturucu, alkol) intihar ederek ortadan kaybolmayı bir çözüm olarak bulduklarını da biliyoruz. Terfi aldıklarında ya da bu konumlarla bağlantılı bir işi bitirmeye yakın olduklarında, tam da bu konumlarını sarsacak ya da başarılarını engelleyecek edim hataları yapmaları da tesadüfi değildir. Freud bu durumu şöyle açıklar: “Başarının insanları hastalandırdığı bu istisnai olgularda iç engellenme kendi başına işlemiştir; aslında yalnızca bir dış engellenmenin, bir istek doyurulmasıyla yer değiştirmesinin ardından ortaya çıkmıştır. İlk bakışta bunda tuhaf bir şey vardır; ancak daha yakından incelendiğinde, düşlemde (fantazm) yer aldığı ve doyurulmaktan uzak göründüğü sürece bir isteği zararsız olarak görüp ona izin vermenin Ben için alışılmadık bir şey olmadığı anlaşılır. Öte yandan, doyurulmaya yaklaştığında ve bir gerçeklik haline gelme tehdidi taşıdığında, Ben kendisini böyle bir isteğe karşı ateşli bir biçimde savunur.”
Türkiye’de klinik olanla politik olanın ayrımını nasıl yapacağız tartışması, politik olanla klinik olanı nasıl eklemlendireceğiz tartışmasından daha çok yapılıyor. Bana kalırsa ikincisi daha büyük bir ihtiyaç.
Türkçe ismiyle “Günden Kalanlar” kendime aldığım ilk Almanca roman. Hepsini anlayabileceğim için değil, dilin eksik üzerinde dolaşan bir alan olduğunu gözeterek aldım.
Salman Rushdie ise kitabın önsöz açıklamasını Ishiguro’nun röportajından alıntılanan sözlerle şöyle bitiriyor:
“...yazmak için yalnızca birkaç günüm kaldığında,” diye anlatmıştı Paris Review dergisine, “yazmak istediğim şeyin özünün belirli bir mekâna bağlı olmadığını fark ettim... Benim için asıl önemli olan, olayların geçtiği yer değil.”
Peki, bu asıl önemli olan şey başka nerede bulunuyordu?
“Psikanaliz yapmadan bunu söyleyemem. Bir yazar size neden sürekli belirli temalara geri döndüğünü anlattığında, ona asla inanmamalısınız.”
Sabahattin Ali’nin öykücülüğünü çok severim. Ama Sırça Köşk öyküsünün yeri başkadır. “Sırça Köşk” lerin kendileri için en büyük talihsizliği yapısının camdan, yani kırılabilir olmasıdır. Marx’ın deyimiyle ise yapısının kendi mezar kazıcılarını yaratmaya elverişli olmasıdır. Fransa’da o ihtişamlı ve “korunaklı” vitrinler, markalar işte böyle dağılabiliyor. Dağıtılıyor, çünkü dağılabilirlik o “camdan ihtişam”ın yapısında var.
Fransız İhtilali ile tüm dünyanın kaderine yön veren topraklar yine yeniden/hala. Bir hayalet ki dolaşıyor.
„Terapide neden yönlendirme yapmayız?“ sorusuna verilecek çok cevap var belki ama bunlardan en önemlilerinden biri; terapiye başlayan kişi, terapiye yönlendirilmek için gelmişse arzusunun sesi sakatlanmış olabilir, keşif yapamaz halde olabilir, ötekinin arzusuna cevap verme çabasından başka bir şey öğrenmemiş olabilir. Ve bir kere daha terapiste “Benden ne istediğini söyle, onu yapayım” diyebilir. Böyle durumlarda terapistin görevi Winnicott’ın dediği gibi oyun oynayamayan hastayı, oyun oynayabilir hale getirmektir. Kişinin gitmek istediği yer ise analizin sonunda bir keşif alanı olacaktır.
Keşif alanı ise mutlak bir cevaba ulaşılan “İşte bu!” alanı olmaz çoğu kez. Psikoterapide kurulan o keşifçi halin içselleşmesidir. Yaşamın hangi evresinde olunduğuna bağlı olarak tutkular, ihtiyaçlar, keyif alınan uğraşlar, üretme kapasitesi… kısacası her şey değişebilir. Keşif alanı aslında kişinin farklı uğraklarda oyun oynama kapasitesi sayesinde, keşfetme cesaretini yeniden yeniden gösterebilmesidir.
Dilan Ayyıldız retweeted
arkadaşım arzu bulut'a bir türlü ulaşamıyoruz sabahtan beri, iletişime geçen haberi olan özellikle yerini bilen varsa ses edebilir mi lütfen
















