
Ex-Beijing resident. Now in Ankara. MA Candidate in Asian Studies at @asiaboun | Author of "Bir Virgül Dört" @remzi_kitabevi https://xitter.cf/t.co/aYFc65Fnse
Ankara, Türkiye
Joined September 2009
- Tweets10.2K
- Following1K
- Followers4.2K
- Likes4.1K
Pinned Tweet
“Bir Virgül Dört” çıktı, şimdi okurunu bekliyor.
Çin’deki yaşantımdan, seyahatlerimden, sohbetlerimden, Çin üzerine okumalarımdan süzülüp gelen bir kitap bu.
Bu kitap, “İşte gerçek Çin bu” demektense, bu ülkeye ve halkına dair sahici bir merak uyandırma amacı taşıyor.
Kitabı en başından beri sahiplenen ve sizlere ulaşmasını sağlayan @remzi_kitabevi’ne teşekkürler!
Sipariş için:
trendyol.com/pd/remzi-kitabe…
Hep yazacak değiliz, bu kez müzikal bir projeyi ilginize sunuyorum: "Atlas of Echoes"
Farklı coğrafyaların seslerini, şehirlerin izlerini, dostlarımı ve hatıraları müzikle buluşturmaya çalıştığım bir proje.
Bağlama melodileri benden, gerisi çeşitli yapay zekâ araçlarından..
youtube.com/@atlasofecho/vid…
🤖 Made with AI
Yer Pera Palas Aynalı Salon, tarih 1923, bir tarafta Ziya Gökalp, diğer tarafta Liang Qichao.
İki isim de farklı tarihsel koşullarda benzer meselelere kafa yordu. Bu iki ismi, kurgusal bir düzlemde ama temel metinlerine sadık kalarak bir araya getirdim..
emredem.substack.com/p/mille…
🤖 Made with AI
TRT’nin efsane iftar duasında geçen bir ifade vardı: “Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver.” 🤲
Dünyanın içinden geçtiği jeopolitik türbülans bana sık sık bu cümleyi hatırlatıyor.
Dayanma gücü hem maddi ham manevi boyutu olan bir şey. İnsan bedeninin sağlıklı kalması nasıl iyi beslenmeye, düzenli egzersize ve güçlü bir bağışıklık sistemine bağlıysa, devletlerin de bir tür kondisyonu var.
Enerjide, gıdada, teknolojide ve finansmanda dış şoklara ne kadar dayanıklısınız? Üretim kapasiteniz, kurumsal yapınız ve toplumsal dayanışmanız ne kadar güçlü? Krizlerin maliyetini ne kadar süre taşıyabilirsiniz?
Önümüzdeki dönemde jeopolitik rekabetin belirleyici unsurlarından biri dayanıklılık olacak.
Michael Pettis çok güzel analiz etmiş:
Çin, ABD ve Avrupa karşısında arzı kısıtlama, ABD ve Avrupa ise Çin mallarına yönelik talebi sınırlama gücüne sahip.
Arz kısıtlamaları karşı tarafa hemen zarar verirken, talep kısıtlamalarının etkisi zamanla ağırlaşıyor.
Dolayısıyla Pettis, kısa vadede Pekin'in, orta vadede ise Washington ve Brüksel'in daha güçlü kozlara sahip olduğunu savunuyor.
Bu durumda taraflar arasındaki geçici bir anlaşma, anlık maliyetleri azaltabilir ve her iki taraf için de ekonomik olarak değerli olabilir, ancak altta yatan sorunu ortadan kaldırmaz.
Taraflar bir süre daha birbirlerinin tahammül gücünü sınamaya devam edecek..
Pettis'e naçizane bir katkım, işin kültürel boyutunu hesaba katmak olabilir: Çincede chīkǔ (吃苦) diye bir kavram var: Kelime anlamıyla “acıyı yemek”, yani zorluklara göğüs germek.
Yani sadece kimin daha güçlü olduğu değil, kimin acıya daha uzun süre dayanabildiği de belirleyici olacak.
michaelpettis858496.substack…
Michael Pettis çok güzel analiz etmiş:
Çin, ABD ve Avrupa karşısında arzı kısıtlama, ABD ve Avrupa ise Çin mallarına yönelik talebi sınırlama gücüne sahip.
Arz kısıtlamaları karşı tarafa hemen zarar verirken, talep kısıtlamalarının etkisi zamanla ağırlaşıyor.
Dolayısıyla Pettis, kısa vadede Pekin'in, orta vadede ise Washington ve Brüksel'in daha güçlü kozlara sahip olduğunu savunuyor.
Bu durumda taraflar arasındaki geçici bir anlaşma, anlık maliyetleri azaltabilir ve her iki taraf için de ekonomik olarak değerli olabilir, ancak altta yatan sorunu ortadan kaldırmaz.
Taraflar bir süre daha birbirlerinin tahammül gücünü sınamaya devam edecek..
Pettis'e naçizane bir katkım, işin kültürel boyutunu hesaba katmak olabilir: Çincede chīkǔ (吃苦) diye bir kavram var: Kelime anlamıyla “acıyı yemek”, yani zorluklara göğüs germek.
Yani sadece kimin daha güçlü olduğu değil, kimin acıya daha uzun süre dayanabildiği de belirleyici olacak.
michaelpettis858496.substack…
Çin’in eylül dış ticaret verileri yine çarpıcı. Ama paradoks tam da bu verilerin arkasında gizli.
Eylülde ihracat yıllık %36,3, ithalat %31 arttı. Aylık ticaret fazlası 133,5 milyar dolarla tarihin en yüksek ikinci seviyesine ulaştı. İlk dokuz ayda biriken fazla 938 milyar dolar.
2026'nın ilk dokuz ayında entegre devre ihracatı değer bazında %99,1 artarken, yalnızca eylül ayında otomobil ihracatı adet bazında %56,3 yükseldi. Çin'in ihracat sepetinde teknoloji yoğun ürünlerin ağırlığı giderek artıyor. Haliyle Çin'in ihracat sepeti değişiyor.
Muhtemelen daha sert korumacı tedbirler gelmeden öne çekilen sevkiyatlar da Eylül performansında etkili.
Şunu da altını çizmeli: Çin'in ABD'ye ihracatı artmasına artıyor ama ABD'nin toplamdaki ağırlığı neredeyse yarıya inmiş. ING'ye göre ABD'nin Çin'in toplam ihracatındaki payı 2018'de %19,2 iken 2026'nın ilk dokuz ayında %10,3'e geriledi. Çin için ASEAN ve Avrupa pazarlarının önemi büyüyor. Yani Çin ABD'ye bağımlılığını azaltırken, küresel erişimini genişletiyor.
Bu gösterişli rakamlar elbete bazı soruları daha yakıcı hale getiriyor: Bu olağanüstü dış ticaret performansı içerideki ekonomik zayıflıkları ne ölçüde telafi ediyor? Büyüyen ticaret fazlası dünyada nasıl tepkiler doğuracak?
Bir yandan Çin açısından rekabet gücü göstergesi olan bu tablo, ticaret ortakları açısından yerli sanayinin karşı karşıya kaldığı baskıyı temsil ediyor. Yani Çin, ticaretteki başarılarıyla çok da yüksek sesle övünemeyecek durumda!
Zaten yapısal sorun tam da burada kendini gösteriyor: Çin'in sanayi kapasitesi, içeride talep yaratma kapasitesinden daha hızlı genişlediğinde Çinli şirketler dış pazarlara daha fazla yöneliyor. Dış talep büyümeyi destekliyor, fakat aynı zamanda Çin'in diğer ülkelerle ticari dengesizliklerini artırıyor. Dışarıdaki güç gösterisi, bir ölçüde içerideki zayıflığın yansıması!
%31'lik toplam ithalat artışı, ilk etapta Çinli tüketicilerin harcamalarının canlandığı şeklinde yorumlanabilecek olsa da ürün gruplarına bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İthalattaki yükseliş esas olarak teknoloji yatırımlarında yoğunlaşıyor. Ayrıca yarı iletken ithalatındaki büyük artış, teknoloji alanındaki dışa bağımlılığı azaltmak için daha gidilecek çok yol olduğunu gösteriyor.
Çin-AB müzakerelerinde iki farklı 'başarı' hikâyesi var.
Brüksel, Çin'in hibrit araç ihracatının yarıdan fazla azalacağını söylüyor. Pekin ise 2025'teki 302 bin araçlık seviyenin üzerine her yıl belirli bir artış sağlandığını vurguluyor.
AB, gerçekleşmemiş bir büyüme tahminini referans alırken, Çin tarafı fiilî ihracata bakalım diyor.
Dolayısıyla mesele ihracatın yarıya düşmesi değil, gelecekteki büyümenin sınırlandırılması.
İki taraf da aynı uzlaşmayı kendi kamuoyuna siyasi kazanım olarak sunuyor. Gerçek sonucu açıklanmayan kota artış oranları ve uygulama gösterecek.
Galatasaray Üniversitesi Uluslararası Politika Kulübü, nerdeyse bir çalıştay yoğunluğunda iki günlük çok verimli ve zengin bir Çin seminer dizisi hazırladı.
Başta Yiğit Narin ve Ömer Faruk İnce olmak üzere emeği geçen tüm arkadaşları tebrik ediyorum. @gsu_upk
Ben de Çin medyasında çalışma deneyimimi paylaşma fırsatı buldum. Çin’de devlet medyasının temel organizasyon yapısı, medya organlarının devlet konseyi ve parti organları arasında idari ve editoryal olarak nasıl dağıtıldığı, medya üzerinde ideolojik ve siyasi denetimin nasıl sağlandığı, medyanın temel çalışma prensipleri ve kavramların yanı sıra yarı ticari medya organlarının nasıl araştırmacı gazetecilik örnekleri sunabildikleri gibi başlıklar üzerinde durdum.
Açılış sunumunda kıymetli hocamız @SibelKarabel Çin kültür ve medeniyet tarihinden hareketle bu mirasın günümüzün siyaset dilini nasıl şekillendirdiği üzerinde durdu. @SeriyeSezen hocamız parti organları ve devlet konseyi yapılanmasını tüm detaylarıyla paylaştı. @AltayAtli hocamızın gündeminde Pekin’in dış politikası vardı.
Seminerler bugün yine çok değerli sunumlarla devam ediyor. Ben maalesef Ankara yolcusu..
Artık mesele kimin haklı olduğu değil, kimin daha ikna edici konuştuğu. Aynı hadiseyi dört farklı şekilde yorumlayıp dördünde de haklı görünebilirsiniz. Sosyal medya bunun sayısız örneğiyle dolu. Çünkü sofist, hakikate ulaşmak için mantık kurmaz; ulaşmak istediği sonuca uygun bir mantık bulur..
小孩问庄子,什么是诡辩。庄子反问:我家来了两个客人,一个很干净,一个很脏。我请他俩洗澡,你觉得谁会洗?
小孩脱口而出;肯定是脏的那个!
庄子摇摇头:不对。干净的人爱干净,脏的人不在乎脏,应该是干净的人洗。
小孩赶紧改口:那就是干净的洗。
庄子又笑了:又错了。干净的人没必要洗,脏的人才需要洗,是脏的洗。
小孩情了:那到底是谁洗?
庄子说:干净的人有习惯,脏的人有需要,两个人都洗。不等小孩反应,他又补了一句;其实俩人都不洗,干净的不用洗,脏的不爱洗。
小孩彻底迷糊。
庄子这才点明:这就是诡辩。逻辑都通顺,但答案却不一样,很多人跟你争论,逻辑听着都没问题,但结论可以随意变换。
绕来绕去,目的不是求真,只是把你绕晕。
遇到这种诡辩,不必争辩。
Bakınız Çin uygarlığı.
Bugün Çin'de sıkça vurgulanan 5.000 yıllık kesintisiz medeniyet anlatısı, zaman zaman Çin kültürünün kendine yeterliliği fikrini besliyor. Oysa Çin tarihinin zenginliği, tam tersine, sürekli etkileşim ve dönüşümün tarihi olmasında yatıyor.
K. Emre Demir retweeted
Galatasaray Üniversitesi’nde, Uluslararası Politika Kulübü’nün davetiyle düzenlenen “Ejderhanın Yükselişi: Çin” etkinliğinde, “İmparatorluktan Modern Çin’e: Çin Tarihi ve Medeniyeti” başlıklı sunumumu gerçekleştirdim.
Çin’in kadim medeniyetinden modern Çin’e uzanan tarihsel dönüşümü ve bu güçlü tarihsel mirasın günümüz Çin’ine ve dünyaya bakışına yansımalarını pırıl pırıl gençlerle konuştuk.
Aynı etkinlikte Kürşat Emre Hoca’nın Çin’de geçirdiği 11 yılın birikimini ve deneyimlerini aktardığı harikulade sunumuyla adeta Çin’e bir yolculuğa çıktık. Kendisini dinlemek ayrıca çok kıymetliydi.
Nazik davetleri ve güzel ev sahiplikleri için Galatasaray Üniversitesi Uluslararası Politika Kulübü’ne, ilgi ve katkıları için tüm katılımcılara çok teşekkür ederim.
📌
AB-Çin ilişkilerinde yeni bir eşikten söz edebiliriz.
🇪🇺 Fransa ve Almanya, Çin kaynaklı piyasa bozulmalarına karşı AB pazarına erişimi anında kesebilecek bir ticaret mekanizması öneriyor. Berlin ayrıca COSCO’nun Alman lojistik şirketi Zippel’i satın almasını güvenlik gerekçesiyle engelledi.
✈️ Macron-Merz önerisinin zamanlaması da dikkat çekici. AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Brüksel'in Çin'le ticari ilişkilerini yeniden dengelemeyi amaçlayan dört aylık müzakere sürecinin son turu için Pekin'e uçtu.
Avrupa'dan gelen bu son şahin mesajlar, kritik görüşmeler öncesinde Brüksel'in elini güçlendirmiş oldu. Ancak Pekin tam da bu hesapla ketum davranıyor: Çin tarafı, Avrupa'nın yine ve yeni bir blöfle masaya oturduğunu varsaymak için yeterli hatıraya sahip.
🇨🇳 Pekin "korumacılığın rekabet gücü yaratmayacağını" savunuyor. Çinli analistler AB’yi parçalı ve jeopolitik kapasitesi sınırlı bir aktör olarak görüyor; Brüksel yerine üye başkentleriyle muhatap olmayı öneriyor. Sübvansiyonların aşırı arzın temel nedeni olduğu tezini reddederken, zayıf iç talebin üretimi dış pazarlara yönelttiğini kabul etmeye daha yatkınlar.
⚠️ Çin'de hâkim yaklaşım şimdilik stratejik soğukkanlılık.
Bana kalırsa Pekin, Avrupa'nın her zaman Washington'ın güdümünde hareket ettiği ve kendi içindeki bölünmüşlük nedeniyle ortak bir politika geliştiremeyeceği düşüncesine fazla güvenmemeli.
Çin'in sanayi kapasitesi, Avrupa pazarındaki rekabet koşulları ve kritik sektörlerde artan bağımlılık, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın kendi ekonomik ve siyasi kaygılarını besliyor.
Pekin'in Avrupa'yı sürekli kendi içinde bölünmüş bir aktör olarak okuması, Avrupa'da yaşanan dönüşümü hafife almasına yol açabilir.
Açıkça dile getirilmese de Çinli siyasi ve entelektüel çevrelerin bir bölümünde Avrupa'ya yönelik örtük bir küçümseme seziliyor. Sanki Avrupa, tarihsel ağırlığına hâlâ saygı gösterilen ama jeopolitik bakımdan miadını doldurmuş bir aktör olarak görülüyor..
Diplomatik nezaket eksik edilmiyor, fakat Brüksel'in bağımsız hareket etme kapasitesi pek de ciddiye alınmıyor gibi.
Tayvanlı TSMC 1,4 nanometreye geçiyormuş. Bir Virgül Dört’ü yazarken bu kadar ileri görüşlü olduğumu bilmiyordum.. Tayvan Boğazının iki yakası, böylece bir virgül dörtte buluşmuş olacak..
wccftech.com/tsmc-rumored-to…
Peter Zarrow'un "After Empire: The Conceptual Transformation of the Chinese State, 1885–1924" adlı kitabı çok temel bir sorunun peşine düşüyor: Çinliler, iki bin yılı aşkın süredir siyasi ve kültürel hayatlarının merkezinde bulunan imparatorun artık gerekli olmadığına nasıl ikna oldular?
Ancak kitabı okurken çok başka bir şeye 'takıldım.'
Geçmişin "Mandate of Heaven" inanışıyla ile günümüzün "National Rejuvenation" konsepti arasında bir süreklilik var mı?
Peter Zarrow'dan hareketle iddialı bir yorum geliştirebiliriz.
Geleneksel Çin'de imparator, Tianming (天命, Göğün Yetkisi) sayesinde siyasi düzenin ahlaki sorumluluğunu üstleniyordu. Bugünkü Çin'de elbette Xi Jinping'in meşruiyeti Göğün Yetkisi'ne dayanmıyor. Fakat Çin Komünist Partisi'nin siyasi söyleminde tarihsel bir görev ve kolektif kader fikri son derece güçlü.
Xi Jinping'in sıkça kullandığı "Çin halkının yeniden şahlanışı" (中华民族伟大复兴) kavramı bunun en iyi örneği.
Bu iki meşruiyet biçimi arasında doğrudan bir devamlılık olduğunu söylemek fazla iddialı olur. Yine de siyasi iktidarın kendisini tarihsel ve ahlaki bir misyonun taşıyıcısı olarak sunması bakımından yapısal bir benzerlik kurulabilir.
Kitabın mantığıyla devam edecek olursak, 1911 Devrimi monarşiyi yıktı yıkmasına, fakat modern Çin siyasi düşüncesinin merkezine yerleşen "devletçilik", güçlü ve merkezileşmiş devlet anlayışını yeni kavramlarla meşrulaştırdı. Elbette ÇKP, geleneksel anlamda bir hanedan değildir. Ancak imparatorluk döneminde hükümdarın şahsında somutlaşan siyasi birliği, düzeni ve tarihsel sürekliliği temsil etme iddiası, modern dönemde parti-devlet örgütlenmesi aracılığıyla yeniden üretilmiştir.
Bu bağlamda konuşacağız 🎙️ Programı Uluslararası Politika Kulübü düzenliyor ama gazetecilik öğrencileri için de bol malzeme var.
AB-Çin ilişkilerinde yeni bir eşikten söz edebiliriz.
🇪🇺 Fransa ve Almanya, Çin kaynaklı piyasa bozulmalarına karşı AB pazarına erişimi anında kesebilecek bir ticaret mekanizması öneriyor. Berlin ayrıca COSCO’nun Alman lojistik şirketi Zippel’i satın almasını güvenlik gerekçesiyle engelledi.
✈️ Macron-Merz önerisinin zamanlaması da dikkat çekici. AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Brüksel'in Çin'le ticari ilişkilerini yeniden dengelemeyi amaçlayan dört aylık müzakere sürecinin son turu için Pekin'e uçtu.
Avrupa'dan gelen bu son şahin mesajlar, kritik görüşmeler öncesinde Brüksel'in elini güçlendirmiş oldu. Ancak Pekin tam da bu hesapla ketum davranıyor: Çin tarafı, Avrupa'nın yine ve yeni bir blöfle masaya oturduğunu varsaymak için yeterli hatıraya sahip.
🇨🇳 Pekin "korumacılığın rekabet gücü yaratmayacağını" savunuyor. Çinli analistler AB’yi parçalı ve jeopolitik kapasitesi sınırlı bir aktör olarak görüyor; Brüksel yerine üye başkentleriyle muhatap olmayı öneriyor. Sübvansiyonların aşırı arzın temel nedeni olduğu tezini reddederken, zayıf iç talebin üretimi dış pazarlara yönelttiğini kabul etmeye daha yatkınlar.
⚠️ Çin'de hâkim yaklaşım şimdilik stratejik soğukkanlılık.
Bana kalırsa Pekin, Avrupa'nın her zaman Washington'ın güdümünde hareket ettiği ve kendi içindeki bölünmüşlük nedeniyle ortak bir politika geliştiremeyeceği düşüncesine fazla güvenmemeli.
Çin'in sanayi kapasitesi, Avrupa pazarındaki rekabet koşulları ve kritik sektörlerde artan bağımlılık, başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın kendi ekonomik ve siyasi kaygılarını besliyor.
Pekin'in Avrupa'yı sürekli kendi içinde bölünmüş bir aktör olarak okuması, Avrupa'da yaşanan dönüşümü hafife almasına yol açabilir.
Açıkça dile getirilmese de Çinli siyasi ve entelektüel çevrelerin bir bölümünde Avrupa'ya yönelik örtük bir küçümseme seziliyor. Sanki Avrupa, tarihsel ağırlığına hâlâ saygı gösterilen ama jeopolitik bakımdan miadını doldurmuş bir aktör olarak görülüyor..
Diplomatik nezaket eksik edilmiyor, fakat Brüksel'in bağımsız hareket etme kapasitesi pek de ciddiye alınmıyor gibi.























