Pinned Tweet
🌐 Linnaean sınıflandırma ve fiziksel antropoloji insanı ırklar olarak sınıflandırmaya çalıştı ama çalışmalar genetik bilimle çelişti. İnsanlar %99.9 aynıdır. Bilimsel açıdan ırk, biyolojik gerçekten kopuk ayrımcılıkla ilgili toplumsal ve kültürel bir olgudur. Hepimiz dünyalıyız.
Cienfuegos, devrimi egemen sınıfların çıkarlarına karşı emekçi halkın kurtuluş mücadelesi olarak tanımlıyor. Toplumsal adalet, sömürünün ortadan kaldırılmasını, üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını ve işçi-köylü ittifakının iktidarını gerektirir. Çünkü yoksulluk bireysel başarısızlık değil, kapitalist üretim ilişkilerinin sonucudur. Devrim, bu düzeni ortadan kaldırarak emeğin sömürülmediği, eşitliğin ve özgürlüğün maddi koşullarının yaratıldığı sınıfsız bir toplumu hedeflemelidir.
EKİM DEVRİMİ: YOKSULLUKTAN UZAYA
1. Eğitim ve okuryazarlık: Milyonlarca insan okuryazar oldu; ücretsiz eğitim yaygınlaştırıldı. İşçi ve köylü çocukları öğretmen, doktor, mühendis ve bilim insanı olabildi. Yükseköğretim ve teknik eğitim geniş kitlelere açıldı.
2. Sanayileşme: Tarım ülkesi büyük bir sanayi gücüne dönüştürüldü. Fabrikalar, çelik tesisleri, makine merkezleri ve enerji santralleri kuruldu. Sovyetler traktör, otomobil, lokomotif, uçak ve sanayi makinelerini kendi üretme kapasitesi kazandı.
3. Elektrifikasyon ve altyapı: Elektrik üretimi yaygınlaştırıldı. Hidroelektrik santralleri, demiryolları, köprüler, kanallar ve metrolar yapıldı. Moskova Metrosu gibi büyük ulaşım projeleri hayata geçirildi.
4. Sağlık hizmetleri: Sağlık kamusal hizmete dönüştürüldü; hastaneler, poliklinikler, doğum merkezleri ve sağlık kuruluşları geliştirildi. Aşılama ve koruyucu hekimlik yaygınlaştı. Bebek ölümleri azaltılırken ortalama yaşam beklentisi önemli ölçüde yükseldi.
5. Kadınların toplumsal yaşama katılması: Kadınların eşitlik, eğitim ve çalışma hakları geliştirildi. Kadınlar fabrikalarda, üniversitelerde, bilimde, sağlıkta ve kamu yönetiminde yer aldı. Kreşler ve çocuk bakım kurumları yaygınlaştırıldı.
6. Tarımın modernleştirilmesi: Traktör, biçerdöver ve tarım makineleri yaygınlaştı. Sulama, gübreleme ve bilimsel tarım yöntemleri geliştirildi; büyük ölçekli tarımsal üretim altyapısı oluşturuldu.
7. Faşizme karşı zafer: Sovyet halkları, İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı direndi. Stalingrad ve Kursk muharebeleri savaşın seyrini değiştirdi. Kızıl Ordu Berlin'e girerek Nazi Almanyası'nın yenilmesinde belirleyici rol oynadı.
8. Savaş sanayisi: Tank, uçak, top, mühimmat ve askeri teknoloji üretimi büyütüldü. T-34 gibi tarihsel öneme sahip savaş araçları geliştirildi. Sanayi tesisleri savaş koşullarında yeniden örgütlenerek üretimi sürdürdü.
9. Uzay araştırmaları: 1957'de Sputnik-1, dünyanın ilk yapay uydusu olarak uzaya gönderildi. 1961'de Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. Valentina Tereşkova uzaya çıkan ilk kadın, Aleksey Leonov ise ilk uzay yürüyüşünü yapan kişi oldu. Luna programıyla Ay'a ulaşan ilk insan yapımı araç gönderildi ve Ay'ın uzak yüzünün ilk fotoğrafları çekildi.
10. Bilim ve teknoloji: Matematik, fizik, kimya, astronomi, mühendislik ve nükleer fizikte ilerleme sağlandı. Dünya çapında bilim insanları yetiştirildi; araştırma enstitüleri ve bilim akademileri geliştirildi. Nükleer enerji alanında önemli teknolojik başarılar elde edildi.
11. Kültür ve sanat: Kütüphaneler, tiyatrolar, sinemalar ve kültür merkezleri yaygınlaştırıldı. Edebiyat, sinema, bale, müzik ve tiyatroda dünya çapında eserler üretildi. Eisenstein, Mayakovski, Şolohov ve Şostakoviç gibi isimler dünya kültür tarihine damga vurdu.
12. Spor: Kitlesel spor ve beden eğitimi yaygınlaştı. Jimnastik, güreş, halter, atletizm, satranç, basketbol ve buz hokeyinde uluslararası başarılar kazanıldı. Sovyet sporcuları olimpiyatlarda büyük başarılara imza attı.
13. Konut ve sosyal güvenlik: Milyonlarca kişiye toplu konut yapıldı. Barınma, emeklilik, ücretli izin, eğitim ve sağlık alanlarında kamusal sosyal haklar geliştirildi. İşsizliğin ortadan kaldırılması ve istihdamın örgütlenmesi devlet politikası hâline getirildi.
14. Ulusal cumhuriyetlerin gelişimi: Cumhuriyetlerde eğitim, sağlık, sanayi ve altyapı yatırımları genişletildi. Yerel dillerde eğitim ve yayıncılık kurumları geliştirildi.
15. Uluslararası dayanışma: Sovyetler Birliği, Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki anti-emperyalist mücadeleleri destekledi. Küba, Vietnam ve çeşitli Afrika ülkeleriyle ekonomik, teknik, diplomatik ve askerî ilişkiler kurdu. Gelişmekte olan ülkelerden öğrencilere üniversite eğitimi olanağı sağladı.
16. Ekonomik planlama: Sanayi, enerji, ulaşım ve bilim yatırımları uzun vadeli planlarla yapıldı. Üretim kaynaklarının özel sermayenin kısa vadeli kâr beklentisinden bağımsız biçimde büyük toplumsal hedeflere yönlendirilebileceği gösterildi; önemli bir adımdı.
Gramsci, egemen sınıfın siyasal iktidarını kendi partisi üzerinden değil, farklı burjuva partileri aracılığıyla sürdürdüğünü anlatıyor. Büyük sanayiciler için önemli olan partilerin adı değil, sermayenin çıkarlarını korumalarıdır. Bu nedenle burjuvazi gerektiğinde hükümetleri, liderleri ve siyasal ittifakları değiştirir ama sömürü düzenini korur. Partiler arasındaki rekabet, sınıfsal çıkarların ortaklığını ortadan kaldırmaz. İşçi sınıfı bu oyunu bozmak için bağımsız sınıf siyaseti geliştirmelidir.
Che Guevara:
- Gerilla savaşının hikaye tarafıyla ilgileniyorlardı.
Gerilla savaşı, belirli tarihsel ve toplumsal koşullarda ortaya çıkan bir mücadele biçimidir. Sınıfsal çelişkilerin keskinleştiği, devlet baskısının arttığı ve emekçi kitlelerin mevcut siyasal kanallarla taleplerini ifade edemediği koşullarda silahlı mücadele tartışması gündeme gelebilir. Ancak gerilla savaşı kendi başına devrim değildir. Kitlelerden kopuk silahlı mücadele, toplumsal dönüşümün yerini alamaz. Stratejinin tarihsel meşruiyeti ve başarısı, halkın özneleşmesine bağlıdır.
Güneş, hava ve su herkesin yaşam kaynağıyken ekmeğin mülkiyet ilişkileri nedeniyle eşitsiz paylaşılması, sınıflı toplumun adaletsizliğini gösterir. Sorun üretim araçlarının özel mülkiyetinde ve emeğin sömürülmesindedir. Ekmek, onu üreten emekçilerin de hakkıdır. İnsanlığın kurtuluşu, üretimin toplumsal ihtiyaçlara göre örgütlenmesinden geçer.
Jack London "Martin Eden" adlı eserinde sosyalizmi bireysel bir tercih değil, kapitalizmin tarihsel çelişkilerinden doğan toplumsal bir zorunluluk olarak ele alır. Kapitalizm, üretimin toplumsallaşmasına rağmen mülkiyeti özel ellerde tutarak sömürüyü yeniden üretir. İşçi sınıfı, sayısal gücünü örgütlü sınıf bilinciyle birleştirdiğinde egemen sınıfın iktidarını sorgular. Tarihsel değişim despotların iradesiyle değil, sınıf mücadeleleriyle gerçekleşir. Hiçbir sömürü düzeni ebedi değildir ve kurtuluş, proletaryanın kendi eylemiyle mümkündür.
Lenin, sınıf mücadelesinden bağımsız bir siyaset ve sosyalizm anlayışının bilimsel temelden yoksun olduğunu ortaya koydu. Asya devrimleri, liberal burjuvazinin demokratik talepler karşısındaki ikiyüzlülüğünü ve emekçi kitlelerin bağımsız örgütlenmesinin önemini göstermiştir. Proletarya, demokratik mücadeleye katılırken kendi sınıf çıkarlarını burjuvazinin çıkarlarına tabi kılamaz. Çünkü sosyalizm, sınıflar üstü bir uzlaşma değil, sömürü düzenini ortadan kaldıracak bağımsız bir sınıf mücadelesidir.
Bilimsel sosyalizmin tahrif edilmesi için mutlaka bilinçli bir ihanet gerekmez. İdealist düşünceden kopamayan, sınıf mücadelesinden uzak duran ve Marksizmi ezberlenmiş formüllere indirgeyen kişiler, iyi niyetli olsalar bile devrimci teoriyi burjuva ideolojisinin etkisine açabilir. Marksizm, yalnızca doğru sözleri tekrarlamak değil, toplumsal gerçekliği tarihsel materyalizmle kavramaktır. Sınıf pratiğinden kopukluk, teoriyi yaşama müdahale eden bir silah olmaktan çıkarır. Böylece kişi, niyetinden bağımsız olarak gerici sınıflara hizmet edebilir.
Meinhof, bireysel acıların ve toplumsal çöküşün kaynağını kapitalist üretim ilişkilerinde arıyorı. İnsanları birbirinden koparan kentleşme, yoksulluk, hapishaneler, medya manipülasyonu ve tüketim kültürü sınıfsal tahakkümün farklı biçimleridir. Depresyon, hastalık, utanç ve şiddet de toplumsal koşullardan bağımsız düşünülemez. Emperyalizm halkları sömürerek bu düzeni derinleştirir. Biz, bütün bu çelişkilerin içinden doğan emekçi sınıflarız. Kurtuluşumuz, örgütlü mücadeleyle insanı ezen bu düzeni aşmaktır.
Bezirci'nin vurguladığı gibi kapitalizmde fırsatlar herkese açık görünse de onlardan yararlanma gücü sınıfsal konuma bağlıdır. Üretim araçları ve servet azınlığın elindeyken emekçiler yaşamak için emek güçlerini satmak zorundadır. Eğitimden barınmaya, kültürden özgürlüğe kadar imkanlar gelir ve mülkiyet eşitsizliğine göre bölüşülür. Eşitsizlik bireysel başarısızlık değil, düzenin yapısal sonucudur. Gerçek fırsat eşitliği, sömürünün ve sınıfsal ayrıcalıkların ortadan kaldırılmasını gerektirir.
1968-70 yıllarında FKF ve DEV-GENÇ Genel Sekreteri Ruhi Koç:
- 6. Filo Türkiye'ye gelirken üç kesim hazırlanıyordu. Birisi biz; 6. Filo erlerini denize döküp karaya çıkarmamak için, onları kovalamak için, onlara toprakları terk ettirmek için. İkinci kesim hazırlanıyordu; bu da ciddidir, genel ev patronları. Genel patronları evlerini boyattılar. "İşte 6. Filo gelecek!" diye her sene yaparlarmış, sermayelerini hazırlıyorlar, para kazanacaklar. Üçüncü kesim de Milli Türk Talebe Birliği. Onlar da bize saldırmak için.
Alexander Kott tarafından yönetilen Brest Kalesi adlı 2010 yapımı filmden bir kesit.
- Oyna... Oynasana seni piç!
Che Guevara:
- Bin kere mümkün!
Devrim, kendiliğinden gerçekleşmez; sınıf mücadelesi, örgütlenme, siyasal bilinç ve tarihsel koşulların birleşmesiyle mümkün olur. Marx'ın Kapital eserinde açıkladığı artı değer mekanizması, kapitalist sömürünün temelini ortaya koyar. Ancak kapitalizmin çelişkileri tek başına devrim yaratmaz ve örgütlü mücadele gerekir.
1871 Paris Komünü, 1917 Lenin önderliğindeki Ekim Devrimi, 1949 Çin Devrimi ve 1959 Küba Devrimi farklı koşullarda gerçekleşen tarihsel deneyimlerdir. Marx'ın Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i eseri, insanların tarihlerini devraldıkları koşullar içerisinde yaptıklarını açıklar. Lenin devrimci durumun, Mao ise somut koşullara uygun devrimci stratejinin önemini ortaya koymuştur. Şili'de Salvador Allende deneyimi de seçimle iktidara gelmenin devlet ve ekonomik egemenliği kendiliğinden değiştirmediğini göstermiştir.
Türkiye'de sınıf mücadelesi de fabrika işçileriyle sınırlı değildir. Emek gücünü ücret karşılığında satan mühendisler, öğretmenler ve diğer çalışanlar da proletaryanın parçasıdır. Geçmiş deneyimler, bağımsız sınıf siyasetinin ve çoğulcu denetimin önemini gösterir.
Kapitalizm insanlığın değişmez kaderi değildir. Devrim, sömürüye karşı örgütlü sınıf mücadelesinin, bilincin ve siyasal iradenin birleşmesiyle mümkün hale gelir.
Honecker, kapitalizmin yarattığı yıkımın iyi niyetli dileklerle ya da saf iyimserlikle giderilemeyeceğini vurguluyor. Kapitalizm özel mülkiyetin, ücretli emeğin ve kar birikiminin üzerine kurulu tarihsel bir üretim tarzıdır. Savaş, yoksulluk ve ekolojik yıkım bu düzenin yapısal sonuçlarıdır. İnsanlığın önündeki seçenek, sistemi ebedi kabul etmek değil, örgütlü sınıf mücadelesiyle onu aşmaktır. Bu, kaçınılmaz çöküş beklentisi değil, bilinçli kolektif eylemle dayanışma çağrısıdır.
Kutsiye Bozoklar (Işık Kutlu) 19 Mart 1973'te İstanbul-Şehremini'de Ahmet Muharrem Çiçek ile birlikte gittikleri öğrenci-sempatizan evinin (örgüt evi değil) polis tarafından basılması, silahlı çatışma sonucu yaralanması (omurga-torakal bölgeye isabet eden kurşunla felç kalması), Ahmet Muharrem'in öldürülmesi ve sonrasındaki hastane sürecinde "yaşamak direnmektir" kararını nasıl verdiğini anlatıyor.
Burada, bireysel cesaretin ötesinde, sınıfsal iktidarın temsilcilerine yöneltilmiş devrimci bir meydan okuma var. Mahir Çayan, emir-komuta zincirinin arkasındaki siyasal iradeyi hedef alarak askeri hiyerarşinin sınıfsal karakterini açığa çıkardı. Erler de emekçi halkın çocuklarıdır ama karşılarında duran rütbeli komuta kademesi ise devletin zor aygıtını temsil eder. Buradaki tavır, halkın evlatlarını birbirine kırdıran düzene karşı sınıfsal bir itirazdır. Kızıldere, devrimci kararlılığın tarihsel simgesidir.
Hans Mocznay tarafından 1961'de çizilen ve Karl Marx ve Friedrich Engels'in katıldığı, 1847 yılında Londra'da gerçekleşen Komünistler Birliği'nin İkinci Kongresi'ni anlatan yağlıboya tablosu.
KUTSAL YALAN
Egemen sınıf, sömürü düzenini sürdürebilmek için dini, milliyetçiliği, ulusalcılığı, türcülüğü, ırkçılığı ve cinsiyetçiliği ideolojik araçlar olarak kullanır. Burjuvazi, halkın rızasını üretmek, sömürülenleri kendi çıkarlarına yabancılaştırmak ve onları gerçek düşmanlarından uzaklaştırmak için dini dogmalardan, yaratılış mitlerinden ve toplumsal önyargılardan yararlanır. Böylece tarihsel ve maddi koşullardan doğan eşitsizlikler ilahi, doğal veya değişmez gerçeklermiş gibi sunularak halkın bilinci manipüle edilir. Doğa ile insan, emekçiyle emekçi birbirine karşıt gösterilirken sömürünün gerçek sorumlusu görünmez kılınır. Kurtuluş, bu ideolojik yanılsamaları aşarak insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkinin maddi temellerini dönüştürmekten, sınıfsal sömürüyü ortadan kaldırmaktan ve aklı her türlü dogmatik tahakkümden özgürleştirmekten geçer.















