Yeni birini seviyorsun. Aşkım diyecekken, daha önce öyle seslendiğin herkes geliyor aklına. Hepsi gitmiş.
Canım diyorsun, hayatım diyorsun, bir tanem diyorsun. Dilin başka kelimeler buluyor, kalbin hep aynı kelimede ısrar ediyor.
Güvenmek istiyorsun. Ama o sözü yine yutuyorsun. Sanki aşkım demezsen bu kez kalacak.
Aşkım demek mi korkutuyor, bir gün ondan da geçmiş zamanla söz etmek mi? – at Bakırköy, İstanbul
Beni inciten bir cümleyi yıllarca hatırlayabiliyorum. Benim öfkeyle söyleyip beş dakika sonra unuttuğum bir cümleyi de bir başkası hâlâ unutamamış olabilir.
Bana yapılanları anlatırken hafızam çok iyi. Yaptıklarıma gelince hep bir gerekçem var.
Hikâyeyi bir de kırdığım insanlardan dinleseydim, kendime yine bu kadar hak verir miydim?
"Güçlenebilmek"
Ben yeniden sevindiğimde kendime kızmak istemiyorum artık. Sanki yaşadıklarımdan ders aldığımı göstermek için bir daha hiç heyecanlanmamam gerekiyormuş gibi… Böyle yaşamak da yoruyor. – at Bakırköy, İstanbul
Daha bana söylenen son yalanı unutamadım. Şimdi sen varsın. Bir mesajınla gülümsüyor, ardından o gülüşten korkuyorum. Daha önce de böyle başlamıştı.
Sana kapılmamak için kendime anlattığım her şeyi, sesini duyunca unutuyorum. Kaderim hep aldatılmaksa, ben neden hâlâ seninle bir ömür düşlüyorum?
"Yalnızlaşabilmek" – at Bakırköy, İstanbul
Birine ikinci şansı verirken kendimizden kaçıncı kez özür dilediğimizi unutuyoruz galiba. Üstelik her defasında bu sefer farklı olacak diye kendimizi ikna ediyoz..
"Kabullenebilmek" – at Bakırköy, İstanbul
Her 29 Ekim’de içimden Atatürk’e aynı cümleyi söylüyorum: İyi ki vazgeçmedin.
Bizi hiç tanımadan geleceğimiz için mücadele eden bütün kahramanlarımıza minnetle…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷 – at Bakırköy, İstanbul
Kendi kırdığı bardağı yanlış yere koyduğun için seni suçlayan insanlar var. Seni incitiyor, sonra da fazla hassas olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Öyle bir anlatıyorlar ki sonunda özür beklediğin kişiden özür dilerken buluyorsun kendini.
Ben artık başkasının vicdanı rahat etsin diye kendime haksızlık etmek istemiyorum. Birinin yaptıklarına gerekçe bulması, benim bunları hak ettiğim anlamına gelmiyor.
"Yalnızlaşabilmek: – at Bakırköy, İstanbul
Okuduğumuz kitaplarda bize yapılanların altını kolayca çiziyoruz. Bekletilmeyi, dinlenmemeyi, ihmal edilmeyi… Kendi yaptıklarımıza benzeyen satırlarda elimiz kaleme öyle kolay gitmiyor. Bizi üzen kişiyi tanıdığımız cümleyi hemen paylaşırken, kendimizi ele veren cümleyi kimse görsün istemiyoruz.
Seni anlatan her cümle seni haklı çıkarmayacak. O sayfada biraz kal.
"Yalnızlaşabilmek" – at Bayrampaşa, İstanbul
Sadakat karakter meselesidir. Çünkü aşkın şiddeti zamanla değişebilir ama insanın dürüstlüğü her koşulda sınanır. Birini çok severken sadık kalmak kolaydır. Önemli olan, sevgin azaldığında da o insanın güvenine ihanet etmemektir.
"Kabullenebilmek"
Beni incitenlerin söylediklerini ezbere biliyorum. Benim söylediklerimse hep sinirli bir anıma denk geliyor.
Bana yapılanı karaktere, yaptığımı yorgunluğa bağlıyorum.
Sonra biri benden uzaklaşınca vefasızlığına üzülüyorum.
Hikâyeyi anlatırken hep terk edildiğim yerden başlıyorum. Öncesini de anlatsam, belki kendime bile hak veremeyeceğim.
"Yalnızlaşabilmek"
Sana yapılan haksızlıkların bütün ayrıntılarını hatırlıyorsun. Peki senin başkalarına yaptıkların?
Kendi hatalarını içinde bulunduğun şartlarla açıklarken, başkalarının hatalarını karakterlerine bağlıyorsun.
Kendini niyetlerine göre affediyor, başkalarını sonuçlarına göre yargılıyorsun.
Şimdi kendine dürüstçe cevap ver:
Peki ya birilerinin yıllardır iyileşmeye çalıştığı şey, sensen?
"Kabullenebilmek" – at Kadıköy, İstanbul
Ben kendi adaletini uygulama fikrinde şu soruya takılıyorum: Herkes kendini haklı bulursa kimi kimden koruyacağız? İnancım bana dayanma gücü verebilir, ben yine de hakkımı ararım. Öfkemin bana her şeyi yapma hakkı verdiğini kabul edersem, karşı çıktığım haksızlığı kendim de yapabilirim.
"Kabullenebilmek" – at Zeytinburnu, İstanbul
En çok değer verdiğim insan, bir derdi olduğunu benden sakladığında anladım...
Sorduğumda, “Seni de uğraştırmak istemedim” dedi. Bana ne kadar alıştığını bildiğim bir sesle, bensiz nasıl idare ettiğini anlattı.
O cümlede, daha önce dinlemeye üşendiğim bütün anlatacaklarını duydum.
Yorgundum, meşguldüm, benim de sorunlarım vardı.
Kendime bunları o kadar çok söylemiştim ki onu ihmal ettiğimi kabul etmeme gerek kalmamıştı. İçimde bir yerde suçluluk hep vardı. Her seferinde kendimi haklı çıkarıp üstünü örtüyordum.
Sonra karşımda, bana ihtiyacı olduğunda benden bir şey beklememeyi öğrenmiş birini gördüm.
İçimden sarılmak geldi. Özür dilemek, anlatmasını istemek, bu kez gerçekten dinlemek… Ama ağzımı açarsam önce kendimi savunacağımdan korktum. İlk kez kendi gerekçelerimi duymaya tahammül edemedim.
Hâlâ hayatındaydım. Beni seviyordu. Yine de canı acıdığında arayacağı ilk kişi olmaktan çıkmıştım.
İnsanın sevdiği birine bunu kendisinin öğrettiğini anlaması çok ağır.
"Kabullenebilmek" – at Kartal, İstanbul
Sana neden güvenemediğimi anlatmıştım. Önce bütün endişelerimi susturdun, sonra hepsini haklı çıkardın.
"Yalnızlaşabilmek"
“Belki de sen aşka âşıktın, ben üstüme alındım.”
Kahraman Tazeoğlu
Ben o cümlede, sevilmenin verdiği mutlulukla birini sevmenin birbirine karışmasını anlatmak istemiştim.
Beni mi özlüyorsun, sana kendini değerli hissettirişimi mi? Bunu sormak kolay, cevabını duymaya hazır olmak zor. Çünkü insan, kendisine gösterilen sevginin içinde karşılıklı bir aşk yaşadığını sanabiliyor.
“Belki de sen aşka âşıktın, ben üstüme alındım.” derken içimi acıtan da buydu. Aynı ilişkinin içinde, birbirimizden habersiz başka şeyleri sevmiş olma ihtimalimiz. – at Bakırköy, İstanbul
Seni sevsinler diye her şeye evet deme, sonra kendi hayatında söz hakkını geri almak yıllar sürüyor.
"Vedalaşabilmek"
Sizce artık insanlar gerçekten mutlu olmak yerine mutlu görünmeye mi çalışıyor?
Bence mutlu görünme çabasının altında biraz da kimseye yenilmiş görünmeme isteği var.
Ayrıldığın kişi, seni küçümseyen biri, hayatını merak edenler görsün istiyosun. Ama sürekli iyi olduğunu kanıtlamaya çalışınca, kendine nasıl olduğunu sormayı unutuyorsun.
"Yalnızlaşabilmek"
Neden insan ulaştığı her şeyin nankörü olur?
Çünkü isterken yokluğunu hissediyoruz, kavuşunca varlığına alışıyoruz. Bir zamanlar bizi mutlu edeceğine inandığımız şey, zamanla gözümüzde sıradanlaşıyor. Sonra başka bir eksiğin peşine düşüp elimizdekini görmemeye başlıyoruz.
Yine de herkes nankör olmuyor. Sevgiyi emek vererek sürdüren, kendisine yapılan iyiliği yıllar sonra da hatırlayan insanlar var.
Kıymet bilmek, alıştığın güzelliğin sana borçlu olmadığını hatırlayabilmek.
"Kabullenebilmek" – at Bakırköy, İstanbul
Kırılmış bir kalbe dışarıdan bakınca önce kırıkları görürüz. İçinde nelerin hâlâ sağlam kaldığını çoğu zaman merak bile etmeyiz.
Kendimize bakarken de böyleyiz. Yaşadığımız acıya öyle odaklanırız ki hâlâ sevebildiğimizi, birine iyi gelebildiğimizi, yeniden heveslenebildiğimizi unuturuz.
Kabullenebilmek, kırıldığımızı inkâr etmeden kendimizi yalnızca o kırıklarla anlatmaktan vazgeçebilmektir.
Kahraman Tazeoğlu Kabullenebilmek – at Bakırköy, İstanbul
