Geçen gün amcamla yengemin başına gelen olayı duyunca kahkahalarımı tutamadım.
Yengem süpermarketten çıkmış ve arabanın anahtarını aramaya başlamış. Cebinde bulamayınca tekrar markete girmiş. Domates patates reyonlarını, bütün rafları tek tek aramış ama anahtar yok.
Bir anda aklına gelmiş. Anahtarı arabada bırakmış olabileceğini düşünerek Park ettiğini düşündüğü yere gitmiş
ARABA YOK !
Hemen polisi aramış. Arabanın plakasını, markasını ve konumunu vermiş. Anahtarı içeride bıraktığını da söylemiş.
Sonra çaresizce amcamı aramış
Halil Anahtarı arabada bıraktım ve araba çalınmış
Amcam önce bir süre sessiz kalmış ardından bağırmaya başlamış
Kuaföre gitmeden önce seni süpermarkete ben bıraktım
Yengem utanmış ama yine de sormuş
Peki beni almaya geliyor musun
Amcamın cevabı ise olayın en komik kısmı olmuş
GELEMİYORUM KARAKOLDAYIM ARABAYI BENİM ÇALMADIĞIMA POLİSLERİ İKNA ETMEYE ÇALIŞIYORUM
1956 yılında İngiltere’nin Redwood Hollow kasabasında korkunç bir trafik kazası yaşandı. Emily ve Grace adındaki iki küçük kız kardeş, o sisli sabah hayatlarını kaybetti.
Anne ve babalarının dünyası yıkılmış, evlerine derin bir sessizlik çökmüştü.
İki yıl sonra, 1958’de aile yeniden ikiz kız bebek sahibi oldu. Ancak bebekler konuşmaya başladığında
bilim insanlarının açıklayamadığı tek reaksiyonel olay yaşanmaya başladı.
İkizlerden biri dizindeki doğum lekesini göstererek arabanın kendilerine çarptığı yeri tarif ediyor, diğeri ise geceleri kazanın korkusunu yeniden yaşıyordu.
Aile büyük bir şok içindeydi. Çünkü ikizler, yıllar önce kaybettikleri Emily ve Grace’in anılarını anlatıyordu.
Zaman ilerledikçe gizem daha da büyüdü.
İkizler, daha önce hiç görmedikleri ablalarının oyuncaklarını istiyor, eski oyun alanlarını en ince ayrıntısına kadar tarif ediyordu.
Aile gerçeği öğrenmek için onları eski kasabalarına götürdü.
Eski okulun bahçesine geldiklerinde ikizler, Grace’in yıllar önce duvara çizdiği ve çoktan silinmiş olan resmi tarif etmeye başladı.
Çizimin en küçük ayrıntılarını bile biliyorlardı.
Redwood Hollow halkı artık bu iki çocuğun sıradan ikizler olmadığını düşünüyordu.
Peki sizce bu olay yalnızca bir tesadüf müydü yoksa iki küçük kız gerçekten geçmişte yaşadıkları hayatlarına geri mi dönmüştü?
Dün akşam Adana’da bir kafeye oturdum
Daha yeni oturmuştum ki garson yanıma geldi.
Beyefendi birazdan canlı müzik başlayacak. Müzik için ekstra 500 TL ücret alıyoruz. Onun dışında yediklerinizi ve içtiklerinizi ödersiniz dedi.
Ben de tamam dedim. Sonuçta ücretini baştan söylüyor, kabul ettim.
Bir süre oturup sohbet ettim. Derken garson elinde meyve tabağıyla geldi. Masaya bıraktı. Ardından çerez getirdi. Sonra bir porsiyon tatlı ve kuruyemiş tabağı da masaya bırakıldı.
Ben bunların hiçbirini sipariş etmemiştim.
Bir süre sonra fiyatlarını sordum. Meyve tabağı 400 TL, çerez 350 TL, tatlı 300 TL, kuruyemiş tabağı 250 TL.
Garsonu çağırdım. Çünkü anlamadığım bir şey vardı. Ben canlı müzik için 500 TL ödemeyi kabul etmiştim ama sipariş etmediğim ürünler neden masama getiriliyordu?
Garsona dedim ki
Kardeşim burası kafe mi yoksa pavyon mantığıyla mı işletiyorsunuz?
Ben bunları istemedim ki neden masaya getiriyorsunuz?
Müzik ücretini baştan söylediniz kabul ettim ama sipariş etmediğim ürünlerin hesabını neden ödeyeyim?
İnsanları müşteri olarak mı görüyorsunuz yoksa hesap şişirmek için fırsat olarak mı..
Geçen gün adliyeye gittim Aile Mahkemesinin önünde otururken içeriden bir duruşmanın sesleri geliyordu
Hâkim kadına sordu
Eşin sana kötü mü davranıyor neden boşanmak istiyorsun
Kadın hiç tereddüt etmeden cevap verdi
Hayır hâkim bey eşim bana çok iyi davranıyor ama cinsel performansından memnun değilim
Benim de isteklerim ve beklentilerim var bu konuda mutsuzum artık bu evliliği sürdürmek istemiyorum
Hâkim adama söz verdi
Adam başını öne eğdi ve sessizce konuştu
Ben eşimi hiç üzmedim elimden gelen her şeyi yaptım ama demek ki bunlar yetmemiş
Adamın sesi titriyordu
Eşimin bu konudaki beklentilerini anlıyorum ama yıllardır verdiğim emeğin bir anda yok sayılması çok ağır geliyor
İnsanın en özel meselesinin mahkeme salonunda konuşulması yetmezmiş gibi eşinin karşısında bu şekilde küçük düşmesi de onurunu kırıyor
O an düşündüm
Kadınların da cinsel beklentileri ve ihtiyaçları var elbette ama bir evlilikte sevgi saygı ve emek de bu kadar kolay silinmeli mi
Sizce cinsel uyumsuzluk tek başına boşanma sebebi olmalı mı..
Geçen hafta bir koyda tek başıma kamp kurdum
Akşam üzeri yanıma genç bir kadın gelip çadırını kurdu
Bir süre sonra balık tuttu ve bana da ikram etti
Akşam ateşin başında oturup saatlerce sohbet ettik
Hayatından bahsetti ben de kendi hikâyelerimi anlattım
Ertesi sabah vedalaşıp oradan ayrıldım
Dönüş yolunda köyde durup su almak istedim
Bir evin duvarında fotoğraf asılıydı kadını görünce tanıdım
Yaşlı amcaya bu sizin kızınız mı diye sordum
Gözleri doldu evet dedi 34 yıl önce denizde boğularak hayatını kaybetti
Bir anda olduğum yerde donup kaldım
Çünkü ben o kadınla daha dün gece saatlerce ateş başında sohbet etmiştim
Biriyle tanıştım ve açıkçası şaşkınlığımı hâlâ üzerimden atamadım
Sabah gözümü açıyorum günaydın mesajı gelmiş oluyor
Aradığımda hemen açıyor açamazsa birazdan arayacağını söylüyor ve söz verdiği gibi geri dönüyor
Aramadan önce bile müsait olup olmadığımı soruyor
Yemeğe gittik daha sipariş vermeden ne yemek istediğimi sordu sonra da benim sevdiğim şeyleri tercih etmeye çalıştı
En küçük ayrıntıları bile düşünüyor
Apartmanımızda yıllardır kimse 4 numaralı dairenin zilini çalmazdı
Kimse nedenini bilmiyordu
Geçen hafta kargom yanlışlıkla oraya teslim edilmiş Mecbur kalıp zili çaldım Kapı açılmadı ama içeriden bir ses geldi
Yarın sabah kapına bırakırım
Sabah kapımı açtığımda kargomun yanında ismimin yazılı olduğu bir zarf vardı
İçinden eski bir fotoğraf çıktı Apartmanın önünde çekilmişti Fotoğraftaki küçük çocuk bendim
Yöneticiye 4 numarada kimin oturduğunu sordum
Senin dedenin kardeşi dedi Ailen onunla 30 yıl önce küsmüş O günden beri kimseye kapısını açmamış
Akşam tekrar 4 numaranın kapısını çaldım
Bu kez kapı açıldı Karşımda bembeyaz saçlı yaşlı bir adam vardı
Beni görünce gözleri doldu ve ağlamaya başladı
Seni her sabah pencereden izledim dedi
30 yıldır ailemden kimseyi göremedim Ama seni büyürken hep uzaktan izledim
Sonra elimi tuttu ve tek bir cümle söyledi
Ben bu kapıyı herkese kapattım ama senin bir gün geleceğini hep bekledim
Hikâye...
Sekiz aydır kullandığım telefonu satışa koydum
Bir alıcı yazdı kargoyla gönderirsen hemen parasını atarım dedi kabul etmedim kafede buluştuk
Telefonu inceledi seri numarasına baktı sonra bu telefon geçen yıl evimden çalındı dedi
Çantasından kutusunu çıkardı seri numaraları aynıydı
Ben bu telefonu 58 bin TL'ye faturalı aldım dedim faturayı gösterdim ama dükkânın adresi onun oturduğu mahalledeydi
açılmadığını söyledi
Polise gittik telefonun çalıntı kaydı doğrulandı ve cihaz gerçek sahibine teslim edildi
Ben telefonu faturalı almıştım ama şimdi ne param vardı ne telefonum
Çıkışta adam yanıma gelip kardeşim ikimiz de mağduruz zararın yarısını ben karşılayayım dedi
O an ne diyeceğimi bilemedim çünkü ben de kandırılmıştım




