Erdal Yanbuloğlu retweeted
Bitti.
Adam kazandı.
Filistin destekçisi sosyalist Lula, 1. turda geride bitirmesine rağmen Trump-İsrail destekçisi faşist Bolsonaro’yu 2. turda yendi.
Lula oylarını 12 milyon arttırdı.
47’i 52 yaptı.
Tarihi bir zafer. Brezilya’da benzeri yok.
Helal olsun.
Erdal Yanbuloğlu retweeted
11 Kasım 2026, Çarsamba akşam üstüsünde @Basaranaksu_ ile Söyleşi & İmza Günü'ne bekleriz...
Erdal Yanbuloğlu retweeted
Şu programı izleyin. Bahadır Özgür ne yaşadığımızı pırıl pırıl anlatıyor. Halkın bilimi matematiktir sözüne de ayrıca hayran oldum. Harika bir tespit bu.
youtube.com/watch?v=Y5rzqqAJ…
Erdal Yanbuloğlu retweeted
Sağcılar, troller toplanmış solculara "devrimcilik" öğretmeye çalışıyor. Madem devrimcilik sizin için de o kadar idealize bir şey siz neden sağcı oldunuz :)))
Tedx konuşmaları bıçak gibi bir anda kesildi. Çünkü anlatılan hikayelerin hepsi yalan olmasa da büyük kısmı gizlenmiş şekilde sunulur. Ki esas kısım da odur zaten, Network. Aileler bunu bildiği için aslında b*ktan eğitimi olan birçok okula çuvalla para yatırırlar. Bu ağa sahip olmak için.
İş hayatındaki staj imkanları, ilk sermaye destekleri ve kapalı devre iş ortaklıkları bu okul mezunları derneklerinde, veli ağlarında ve mezun ağlarında el değiştirir. Sıradan bir okuldan birincilikle mezun olmak, bu kapalı ağların sağladığı tek bir referans mektubunun yahut telefon konuşmasının gücüne çoğu zaman erişemez.
Başarı hikâyelerinin en büyük kısmı özellikle görünmez bırakılır. Çünkü asıl hikâye oradadır: Sosyal çevre, sınıfsal sermaye, aileden gelen imkânlar, doğru insanlara erişim ve doğru zamanda doğru yerde bulunmak. Sonra bütün bunlar hikâyeden çıkarılır; geriye yalnızca bireyin azmi kalır. “Çok çalıştım, pes etmedim, başardım.”
Erdal Yanbuloğlu retweeted
Kahrolsun halkı soyanlar!
Kahrolsun halkı soyanları koruyanlar!
Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!
Kahrolsun Holdingçi Güçler!
Kahrolsun Sarı Sendikacılık!
Kahrolsun İK departmanları!
Kahrolsun her türden sarı muhalefet!
Yaşasın onuru için direnen işçiler, emekçiler!
Bu dünyadan ayrılırken yanınıza alabileceğiniz tek şey, ruhunuzdur. Paranız pulunuz betonunuz burada kalır. Ruhunuzu yücelttiyseniz ne âlâ. Eden bulur. Evrenin yasası budur.
Mısırlı Müslüman Kardeşler geleneği, tüm dünyada iflas etti, iktidar ve uluslararası desteğini yitirdi, Türkiye'deki son örneği de muazzam bir manevî/siyasi tükeniş yaşıyor. Bu nedenle iyice milliyetçileşmiş bir çizgi izleyerek bir "Muhafazakarlar koalisyonu"na dönüşmüştü...
"Finans krizi", Muhafazakarlar koalisyonunun aşabileceği bir durum değil, yönetilemiyor ve Menderes'le başlayan çizginin (aynı zamanda Amerikan Çağı'na tekabül ediyor) sonuna çok yaklaştığını gösteriyor.
"Finans krizi", bir ülkenin kendi muhafazakar "elitleri"nin çocuklarının, yani muhafazakarların yeni "altın nesli"nin kendi nesline ihaneti de sayılabilir aynı zamanda. Darbelerle imha edilmiş Sol'un yokluğunda meydanı boş bulup "dâvâ" adına her şeyi mübah sayan bir anlayışın vardığı yer, kendi çocuklarının bile inanmadığı, ülkenin tarihinde Osmanlı'nın son deminde bile yaşanmamış türden bir yağma sonucu, hayatını başka ülkelerde "maddi zengin" ruh fakirleri olarak sürdürme "hayali".
Osmanlı'nın İstanbul'u terkeden son neslinden farklı olarak, ülkelerinin zenginliğini de hiç haketmedikleri şekilde alıp beraberlerinde götürebileceklerini sanıyorlar. "Finans krizi", aslında, Amerikan çağında betonla zengin olmuş muhafazakar Sağ kesimin, para ile doldurmaya çalıştığı boşluğunu acıyla farkedebileceği bir sürecin başlangıcı olabilir. Çünkü bu dünyada "hak etmediğine 'organize işler' yoluyla sahip olmak" denen konunun (hani şu "Hakkını helal et" konusu var ya, onun) eninde sonunda "ahının çıkması" gibi bir huyu vardır.
Kuru kuruya hak edilmemiş maddi zenginlik, hayatı sadece bu kriter üzerinden değerlendirenler arasında bir "anlam" ifade ediyor olabilir, ama zenginliği etik/ahlak/yasal kurallara uyarak yoğun çaba sonucu elde etmiş kişilerin karşısına oturduğunda, o asla dolmayan boşluğunu -bir aşağılık kompleksi olarak- taşımaya mahkumdur.
Nasıl fiziksel kimyasal doğa yasaları varsa, bir de etik/ahlaksal iyiliksel kültürel görgüsel ruh yasaları vardır ve bunların, "kutsal kitap ezberlemek"le alakası yoktur. Yani kutsal kitaplarda yazanları ezbere biliyorsunuz diye ruhunuz yücelmez. Eğer ruh fakiriyseniz, istediğiniz kadar para-pul mal-makam biriktirin, ruh sahibi birinin karşısında daima eziksinizdir. (Asıl açlığınızın nedeninin bu boşluk olduğunu er ya da geç -olmazsa bir dahaki hayatınızda!- anlayacaksınızdır) Hakedilmemiş para bolluğunda saçıp savururken, harcarken bunu ilk elde hissetmeyebilirsiniz, ama bu, fizik yasaları gibidir, etki-tepki prensibi. Haketmediğinizi mutlaka kaybedersiniz ve/veya bedelini ödersiniz. Siz ödemezseniz çocuklarınız öder. Bu dünyadan ayrılırken yanınıza alabileceğiniz tek şey, ruhunuzdur. Paranız pulunuz betonunuz burada kalır. Ruhunuzu yücelttiyseniz ne âlâ. Eden bulur. Evrenin yasası budur.
"Maneviyat" diye diye Türkiye'yi Menderes'ten beri yönetenlerin dünyadaki ezikliklerinin, bir türlü olamamalarının nedeni, sahici/organik olamamalarıyla, derinleşememeleriyle, hakkını vermedikleri/veremedikleri şeylere sahip olmaya kalkmalarıyla ilgili olabilir mi? Yeni bir dönemin eşiğindeki Türkiye'nin sorunu böyle bir şey ve dar anlamda "liyakat" üzerinden tartışılıyor. Türkiye küllerinden elbette yeniden doğacak. Doğum sancısı, ülkenin doğasına uygun olarak başladı ve sürüyor...


















