Pinned Tweet
Kasım Kitapları 📚✨
İncelemek için: timas.com.tr/yeni-cikanlar?b…
Kıyamet ne zaman kopacak?
Bu sorunun cevabı horoz mu, baykuş mu olduğunuza göre değişir. Tarihçi Richard Landes’e göre kıyamet söyleminde iki tip vardır:
Şafağın söktüğünü, kıyametin vaktinin şimdi geldiğini haykıran horozlar ile henüz daha gecenin bitmediğini, herkesin uykusuna geri dönmesini söyleyerek kıyametin saatini güvenli biçimde asırlar sonrasına iten baykuşlar.
İnsanlık tarih boyunca sonunu nasıl hayal etti, neden kurguladı ve bu anlatılar bize bugünümüz hakkında ne söylüyor? Dünyanın Sonunu Düşünmek: Kıyametin Kültürel Tarihi, en gizemli ortak derdimizi; kendi sonunu hayal edebilen ama bu hayali kurarken bundan hem korkup hem de büyülenen hâlimizi masaya yatırıyor.
İncelemek için: timas.com.tr/dunyanin-sonunu…
Üzerinden 103 yıl geçmesine rağmen hâlâ Lozan Antlaşması’nın bir başarı mı yoksa hezimet mi olduğu tartışılıyor. Prof. Dr. Vahdettin Engin’e göre Lozan Antlaşması mevcut şartlar altında bir başarı. Peki neden?
Yıllarca savaşıldığı için birçok alanda üretimin durduğunu ve artık devletin toparlanması gerektiğini söyleyen Engin, dolayısıyla bu antlaşmanın savaşın sona ermesi ve toprakları koruma açısından başarılı olduğunu belirtiyor:
“20. yüzyılın başından itibaren yapılan savaşlarda seni mağlup eden devletler, Millî Mücadele’de gösterilen başarıdan ötürü seni muhatap aldı ve masaya oturup hiç istememelerine rağmen bu antlaşmaya imza attı.”
Bu antlaşmaya Türkiye’nin çok ihtiyacı olduğunu, çünkü nüfusun ve ülke kaynaklarının son derece azaldığını, birçok şehrin yakılıp yıkıldığını dile getiren Engin’e göre “Bir barış yapılmasa yeni bir savaşı kaldıracak gücümüz de yoktu. Bu yüzden mevcut şartlar altında en iyisi yapıldı”.
Uğur Korkmaz’ın hazırladığı Tarihin Seyrini Değiştiren Türkler’de Lozan gibi tarihimizin pek çok dönüm noktasını Abdülkadir Özcan’dan Ahmet Taşağıl’a, Ali Satan’dan Başak Kuzakçı’ya, Cihan Piyadeoğlu’ndan Feridun Emecen’e, İlyas Kemaloğlu’ndan Vahdettin Engin’e uzman isimler sizin için anlatıyor.
İncelemek için: timas.com.tr/tarihin-seyrini…
Timaş Tarih retweeted
Ebussuud Efendiye, Kanuni devrinin alimleri tarafından " İkinci Ebu Hanife" ünvanı verildi. Hanefi fıkhından başka Şafii, Hanbeli ve Maliki fıkhında da otorite kabul edildi.
Osmanlı kanunlarını şer'i esaslara tatbik eden Ebussuud Efendi her dört mezhepten fetva vermenin usulünü ve kaidelerini belirledi. İlmiye Salnamesi'nin de kaydettiği gibi, öyle zaman oldu ki bir günde tam 1412 fetva verdi.
1575 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşan Efendi Hazretleri Eyüp Sultan Camii'nin civarında defnedildi. Başta Mekke ve Medine olmak üzere diğer İslam ülkelerinde gıyabi cenaze namazı kılındı.
timas.com.tr/maziye-bir-baki…
Timaş Tarih retweeted
Çekiliş 📣
Sevgili @timastarih bana ulaştı. Dediler ki 2027 yılı için bir Astroloji Ajandası yaptık. Size gönderelim bir bakın. Dilerseniz 3 takipçinize hediye edelim. Kabul ettim
Ajanda gelmiş ve bugün inceleyebildim. Beklediğimden çok çok iyi çıktı, çok özenmişler belli. Hazırlayan ekibi tebrik ediyorum. Alttaki gönderide ajandayı incelediğim videoyu ekleyeceğim.
Çekilişe katılım için bu postu RT etmeniz ve beni takip etme şartı var. (O kadar olsun dimi)
3 kişi seçilecek. Şimdiden hayırlı olsun.
24 Kasımda açıklarım
“Özgün ve derinlemesine araştırılmış olan Sultan'ın Nehirleri, hem Osmanlı Irak'ının önemli bir yeni tarihidir hem de Orta Doğu çevre tarihine önemli bir katkıdır. Ekolojik, sosyal ve politik bakış açılarını birleştirerek, Osmanlı yönetiminin doğası ve dönüşümü hakkında hayati bilgiler sunuyor.”
- Sam White
16. yüzyılda Dicle ve Fırat, dağdan okyanusa kadar tek bir imparatorluğun nehriydi: Osmanlı’nın.
Faisal H. Husain’in 2022 OTSA Kitap Ödülü sahibi eseri “Sultan’ın Nehirleri” bu hikâyenin peşine düşüyor.👇
İncelemek için: kitapyurdu.com/kitap/sultani…
Timaş Tarih retweeted
Üniversitemiz mensubu, kıymetli meslektaşım Doç. Dr. Harun Tuncer, çok değerli bir kitabı dilimize kazandırdı: Avrupa'ya Seyahat.
Bir Babür Prensinin sergüzeşti.
Kitapta Osmanlı diplomasi tarihine dair de çok detaylı bilgi var.
Tebrikler.
@BenHarunT
@timastarih
@timasakademi
Timaş Tarih retweeted
Öngörü haritamda 9.evim yükseldi ve 9.evin etkilerini hala yaşıyorum. Değerli @timastarih yayınevinin hediyesi için çok teşekkür ederim ☺️
#reklamdegilhediye
''Büyük milletler dillerine taparlar. Neden? Çünkü rahmetli Cemil Meriç'in dediği gibi: Lügat namusumdur.''
Öyle Geçer ki Zaman; sarsıcı bir üslupla, okuru bu ikilikler karşısında bir tavır almaya davet eder:
Ya, Zaman’ın önlenemez akışına kapılıp köksüz, hafızasız, amaçsız ve yalnız bir birey olarak tükenecektir.
Ya da, Zaman'ın anlamlı sürekliliğini keşfederek, bir medeniyet varlığı olarak geleneğin bilgeliğiyle buluşacak ve yeni bir anlam dünyası inşa etmek için mücadele edecektir.
Duralı'nın kendisi, radikal bir eleştirel duruşla, kitabın her satırında ikinci seçeneğin savunuculuğunu yapar. "Öyle Geçer ki Zaman" bu tercihin manifestosudur.
İncelemek için: timas.com.tr/oyle-gecer-ki-z…
Timaş Tarih retweeted
Alevilik-Bektaşilik çalışmalarının duayen ismi Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'la son çalışmam "1474 Tarihli Vefâî İcâzetnâmesi" üzerine istişare etme imkânı buldum. Hem engin bilgisiyle yeni kapılar araladı hem de son dönemlerde Alevilik-Bektaşilik alanında yayınladığı kitaplarını imzaladı.
Tarih, İnanç, Efsane: Bektaşilik ve Tarih, Toplum, Siyaset, Teoloji: Alevilik isimli kitapları konunun meraklısı her kesime hitap edecek şekilde hazırlanmış olup hocanın yıllarca süren çalışmalarının bir özeti mahiyetinde. @timastarih
Timaş Tarih retweeted
📚YENİ
“Eskiden sonumuzu bekliyorduk, şimdi sonumuzu getiriyoruz.”
Dr. Betül Özel Çiçek yeni kitabı "Dünyanın Sonunu Düşünmek"te Gılgamış’tan İlahi Komedya’ya Frankenstein’dan Bergman’a Saramago'dan Atwood’a mitoloji, edebiyat, sinema ve çağdaş siyasetin başdöndürücü güzergâhında yetkinlikle dolaşıyor.
"Kıyametin Kültürel Tarihi" çivisi çıkmış dünyanın sonuna bir son bakış...
İsrail İşgalinin ve Soykırımının Başlangıcı: Balfour Deklarasyonu
Balfour Deklarasyonu, 2 Kasım 1917 tarihinde, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour tarafından yayımlandı. İngiliz hükümeti adına gönderilen bu mektup, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını desteklediğini belirtiyordu. O dönemde Filistin, hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Ancak İngiltere, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı Arapların desteğini kazanmak için Araplara bağımsızlık sözü vermiş, diğer yandan Siyonist hareketi de desteklemişti. Balfour Deklarasyonu bu çelişkili siyasetin ürünüydü.
Mektupta, Filistin’deki Yahudi olmayan toplumların sivil ve dinî haklarının korunacağı belirtilmişti. Ancak yüzyılı aşkın süredir yaşananlar, bu sözün yalnızca kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. 1920’de San Remo Konferansı’yla Filistin, İngiltere mandasına verildi. İngiltere, Balfour Deklarasyonu’ndaki vaatleri uygulamaya başladı.
Avrupa’daki Yahudiler, Filistin’e yoğun bir şekilde göç etmeye başladı. Bu süreç, bölgede Arap isyanlarını, şiddet olaylarını ve derin toplumsal çatışmaları beraberinde getirdi.
1948’de İngiltere Filistin’den çekildiğinde, bu mektubun gölgesinde İsrail Devleti kuruldu. Yüz binlerce Filistinli ise mülteci konumuna düştü. Balfour Deklarasyonu böylece yalnızca bir diplomatik belge değil, Filistin-İsrail çatışmasının başlangıç noktası olarak tarihe kazındı.
Yahudi devletinin temellerini atan İngiliz belgesini ve sonrasını okumak için…
Timaş Tarih retweeted
“Her ne kadar yerinde ve iyi niyetli analizler olsa da yazarın yer yer Batılı bakış açısından tam olarak kurtulamadığını düşündüm. Lübnan asıllı olması bunu değiştirmiyor. Kendisi halihazırda London School’da Uluslararası İlişkiler profesörü. Bunu yadırgamamakla birlikte demokrasiyi fazla mitleştirdiğini söyleyebilirim.”
Vildan Kınalı yazdı.
#okur51'de...
Timaş Tarih retweeted
Bir insanın kim olduğunu belirleyen şey doğduğu topraklar mı, yoksa geçmesine izin verilen sınırlar mı? okurken aklımı en çok kurcalayan mesele buydu. Çünkü tarih dediğimiz şeyin, kimin nereye gidebildiği ve kimin nerede durdurulduğuyla da yakından ilgisi var. Üstelik insanlık, aradan geçen iki yüz yılı aşkın zamana rağmen bu konuda pek de parlak bir ilerleme kaydedebilmiş değil.
Kitap bizi 1790’ların siyasi karmaşasına, Avrupa’nın devrimlerle sarsıldığı, imparatorlukların kendi iktidarlarını korumak için türlü hesaplar yaptığı bir döneme götürüyor. Fakat bu kez tarihe kralların, generallerin ya da devrim kahramanlarının gözünden bakmıyoruz. Merkezde, İngiliz sömürgeciliğinin hayatını altüst ettiği Hintli bir ailenin Avrupa’ya uzanan yolculuğu var.
Ahmed’in hikâyesi, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmenin hikâyesi değil. Kimliğin gerektiğinde bir sığınak, gerektiğinde bir tehlike, bazen de hayatta kalabilmek için başvurulan bir kurguya dönüşmesinin hikâyesi. Bir yerde yabancı, başka bir yerde soylu, bir başkasında şüpheli olabiliyorsunuz. İnsan aynı insan, değişen yalnızca karşısındaki iktidarın ona biçtiği değer. Ne kadar tanıdık, değil mi?
Markovits, arşivlerden çıkardığı tarihsel malzemeyle bireysel bir serüvenin arkasındaki büyük siyasi düzeni görünür kılıyor. Fransız Devrimi’nin idealleri, İngiliz emperyalizminin çıkarları, Osmanlı’nın diplomatik dünyası… Hepsi aynı hikâyede kesişiyor. Üstelik ortaya çıkan tablo, tarihin bize öğretildiği kadar düzenli, tutarlı ve ilkeli olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Özgürlükten söz edenlerin özgürlüğü herkese aynı cömertlikle dağıtmaması, sanırım insanlık tarihinin en istikrarlı ikiyüzlülüklerinden biri.
Dünya kocaman, insanlık pek misafirperver değil. Üstelik bunun yeni bir mesele olduğunu söyleyerek kendimizi avutma lüksümüz de yok. Severek okudum, tavsiyemdir.





























