
Consists of Lawyers, Legal Activists & Academics Working in the Fields of Human Rights & International Law - Contact : [email protected]
İstanbul
Joined January 2023
- Tweets617
- Following24
- Followers2.3K
- Likes88
CALL FOR PAPERS: WCS 2026
Rights in the AI Race
📍 Istanbul University | 4–5 December 2026
Does the protection of human rights limit technological expansion, or are legal frameworks being reconfigured to allow innovation at the expense of social and individual rights?
WOLAS Conference Series (WCS) 2026 seeks to foster critical dialogue on AI governance, international law, regulation, accountability, and the future of protecting human dignity in an era of rapid technological transformation.
We invite scholars and experts from germane fields of law, social sciences and technology to ponder and converse over the potential legal implications of the AI race for “human” rights.
📥 Tap the link for the call for papers and submit your abstracts by 12 October 2026: wcs.wolas.org
Bugün saat 11.00’de Fatih Neslişah Sultan Kültür Merkezi’ndeyiz.
Keşmir’de "Kara Gün" olarak anılan 27 Ekim 1947 işgalinin 79. yıl dönümü arifesinde, "En Uzun Abluka: Hindistan İşgali Altındaki Cammu Keşmir’de Yerleşimci Sömürgecilik ve Yapısal Şiddet" raporumuzu kamuoyuna açıklıyoruz.
Rapor sunumunun ardından bölgeye dair doğrudan saha tecrübesi bulunan konuşmacılarımızın tanıklıklarını dinleyeceğimiz ve uluslararası hukuk mekanizmalarını tartışacağımız programımız; basın mensuplarının, hukukçuların, araştırmacıların ve tüm kamuoyunun katılımına açıktır.
📍 Yer: Neslişah Sultan Kültür Merkezi (Fatih / İstanbul)
🕚Saat: 11.00 – 12.00
Dünya kamuoyu benzer işgalleri konuşurken, Güney Asya’da 79 yıldır süren bir işgal sessizce "yerleşimci sömürgeciliğe" dönüştürüldü.
WOLAS olarak aylar süren saha mülakatları ve hukuki incelemeler sonucunda hazırladığımız 95 sayfalık "En Uzun Abluka: Hindistan İşgali Altındaki Cammu Keşmir’de Yerleşimci Sömürgecilik ve Yapısal Şiddet" raporumuzu yarın 11:00’de (26 Ekim Pazartesi) İstanbul’da açıklıyoruz.
Raporda neler var? 🧵👇
Hindistan-İsrail Güvenlik Ekseni ve Yöntem Aktarımı: Raporda, Yeni Delhi’nin bölgedeki gözetim ve yerleşim mimarisinde İsrail ile kurduğu savunma ve istihbarat ilişkileri ayrı bir başlıkta inceleniyor:
⚫️Hane bazlı biyometrik fişleme ve gazetecileri hedef alan Pegasus casus yazılımı,
⚫️Arazi ve demografi hedeflerini perdeleyen İsrail destekli tarım merkezleri,
⚫️Londra Polis Teşkilatı Savaş Suçları Birimi’ne yapılan evrensel yargı yetkisi başvurusunda yer alan, İsrailli istihbarat görevlilerinin Keşmir’deki sorgu süreçlerine bizzat katıldığına dair tanıklıklar.
Cezasızlık Duvarı Nasıl Aşılacak? (Açık Davet) Raporumuz, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar eşiğinin aşıldığı Cammu Keşmir’de Hindistan’ın onayına ihtiyaç duyulmadan işletilebilecek 7 somut uluslararası hukuk mekanizmasını ortaya koyuyor.
Dr. Hasan Basri Bülbül’ün rapor sunumu, Av. Enes Kafadar’ın açılış konuşması ve bölgeye dair doğrudan tecrübesi bulunan katılımcıların tanıklıklarıyla gerçekleştireceğimiz lansmana tüm ilgilileri bekliyoruz.
🗓️ Yarın (26 Ekim Pazartesi) | Saat: 11.00
📍 Neslişah Sultan Kültür Merkezi, Fatih / İstanbul
Cammu Keşmir’de 79 Yıllık İşgal Nasıl Bir Yerleşimci Sömürge Projesine Dönüştü?
En Uzun Abluka başlıklı raporumuzun sunumuna ve basın açıklamasına davetlisiniz!
Cammu Keşmir’in 27 Ekim 1947’de başlayan askeri işgalinin (Kara Gün) 79. yıl dönümü arifesinde, bölgedeki insani ve hukuki krizi kapsamlı delillerle inceleyen "En Uzun Abluka: Hindistan İşgali Altındaki Cammu Keşmir’de Yerleşimci Sömürgecilik ve Yapısal Şiddet" başlıklı raporumuzu kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Ağır sansür ve tutuklanma tehdidine rağmen bölgedeki hukukçular, akademisyenler, gazeteciler ve siyasi mahkum yakınlarıyla yapılan birincil saha görüşmelerine, yargı kararlarına ve resmi belgelere dayanan 95 sayfalık raporumuzda;
🔹 Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal eden demografik mühendislik uygulamalarını ve 4’e 1 oranına ulaşan temsil adaletsizliğini,
🔹 900.000’i aşkın silahlı personelin bulunduğu bölgede 36 yıldır tek bir askerin dahi yargılanmadığı cezasızlık rejimini ve 26.129 keyfi gözaltıyı,
🔹 Yargı kararı olmaksızın patlayıcılarla yıkılan sivil konutları, kütüphanelerden toplatılan 4.249 kitabı ve 8 yıldır süren bayram namazı yasaklarını,
🔹 Pegasus casus yazılımından İHA’lara ve sorgu süreçlerine uzanan Hindistan-İsrail güvenlik eksenini,
🔹 Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar karşısında Hindistan’ın rızasına bağlı kalmaksızın işletilebilecek 7 somut uluslararası hukuk mekanizmasını ortaya koyuyoruz.
Av. Enes Kafadar’ın açılış konuşması, Dr. Hasan Basri Bülbül’ün rapor sunumu ve bölgeye dair doğrudan saha tecrübesi bulunan katılımcıların tanıklıklarıyla gerçekleşecek programımıza tüm ilgililer, araştırmacılar, basın mensupları ve sivil toplum temsilcileri davetlidir.
🗓️ Tarih: 26 Ekim 2026, Pazartesi
🕚 Saat: 11.00 – 12.00
📍 Yer: Neslişah Sultan Kültür Merkezi, Fatih / İstanbul
🖇️ Katılım için lütfen kayıt formunu doldurunuz: forms.gle/ZP796M6E9n7gyai59
Soykırım Yargılanıyor ⚖️
Uluslararası hukuk ve insanlık vicdanı adına tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Terör devleti İsrail’in işlediği ağır suçların hesabını sormak üzere, evrensel yargı yetkisi kapsamında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın ilk duruşması bu sabah başladı.
Görülen dava, sivil insani yardım filolarına yönelik müdahalelerin ötesinde bir mahiyet taşımaktadır. İddianamede de açıkça ortaya konulduğu üzere bu eylemler; sivil nüfusa karşı yürütülen sistematik aç bırakma ve yok etme politikasının, doğrudan soykırım ve insanlığa karşı suçların açık denize uzanan bir parçasıdır.
Yeryüzü Avukatları (WOLAS) olarak duruşma salonunda müştekilerin yanında yerimizi aldık ve dosyaya katılma talebinde bulunduk. İnsani yardım filolarında yer alan mağdurlar, maruz kaldıkları eziyetleri ve ağır ihlalleri mahkeme heyeti huzurunda ayrıntılarıyla anlattı; yıllardır üstü örtülmeye çalışılan hakikatler resmi mahkeme tutanaklarına geçti.
Saat 14.00'te ise Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasıyla adalet arayışımızı kamuoyuyla paylaştık.
Özgürlük ve Sumud filolarının hukuki koordinasyonu ve bağımsız gözlemciliğiyle başlayan, alıkoyulma ve adli tıp süreçleriyle devam eden desteğimizi bugün yargılama aşamasında da sürdürüyoruz. Soruşturmanın ilk gününden itibaren dosyaya sunduğumuz teknik raporlar ve delillerle yargılama sürecine katkı sağlıyoruz. Bugünkü duruşmada mahkeme tarafından davaya katılma talebimiz de kabul edildi.
Küresel adalet arayışının Türkiye’deki halkası olan bu dava, dünyanın dört bir yanında açılan ve açılacak davalar için hukuki emsal teşkil edecek ve İsrail’in dokunulmazlık zırhına darbe vuracaktır. Medya manipülasyonlarına karşı, Filistin halkının ve mağdurlarımızın haklı mücadelesini hukuk zemininde takip etmeye devam edeceğiz.
Soykırım Yargılanıyor ⚖️
Uluslararası hukuk ve insanlık vicdanı adına tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Terör devleti İsrail’in işlediği ağır suçların hesabını sormak üzere, evrensel yargı yetkisi kapsamında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın ilk duruşması bu sabah başladı.
Görülen dava, sivil insani yardım filolarına yönelik müdahalelerin ötesinde bir mahiyet taşımaktadır. İddianamede de açıkça ortaya konulduğu üzere bu eylemler; sivil nüfusa karşı yürütülen sistematik aç bırakma ve yok etme politikasının, doğrudan soykırım ve insanlığa karşı suçların açık denize uzanan bir parçasıdır.
Yeryüzü Avukatları (WOLAS) olarak duruşma salonunda müştekilerin yanında yerimizi aldık ve dosyaya katılma talebinde bulunduk. İnsani yardım filolarında yer alan mağdurlar, maruz kaldıkları eziyetleri ve ağır ihlalleri mahkeme heyeti huzurunda ayrıntılarıyla anlattı; yıllardır üstü örtülmeye çalışılan hakikatler resmi mahkeme tutanaklarına geçti.
Saat 14.00'te ise Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasıyla adalet arayışımızı kamuoyuyla paylaştık.
Özgürlük ve Sumud filolarının hukuki koordinasyonu ve bağımsız gözlemciliğiyle başlayan, alıkoyulma ve adli tıp süreçleriyle devam eden desteğimizi bugün yargılama aşamasında da sürdürüyoruz. Soruşturmanın ilk gününden itibaren dosyaya sunduğumuz teknik raporlar ve delillerle yargılama sürecine katkı sağlıyoruz. Bugünkü duruşmada mahkeme tarafından davaya katılma talebimiz de kabul edildi.
Küresel adalet arayışının Türkiye’deki halkası olan bu dava, dünyanın dört bir yanında açılan ve açılacak davalar için hukuki emsal teşkil edecek ve İsrail’in dokunulmazlık zırhına darbe vuracaktır. Medya manipülasyonlarına karşı, Filistin halkının ve mağdurlarımızın haklı mücadelesini hukuk zemininde takip etmeye devam edeceğiz.
Soykırım Yargılanıyor!
Yeryüzü Avukatları (WOLAS) olarak Filistin halkına yönelik uygulanan soykırım ve insanlığa karşı suçlarla ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde görülen davanın ilk duruşmasına tüm vicdan sahiplerini davet ediyoruz.
📍 Yer: Çağlayan Adliyesi, 11. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu
📅 Tarih: 23 Ekim 2026 Cuma
🕙 Duruşma Saati: 10:00
🕙 Basın Açıklaması: 14:00
"Soykırım Eylemleri Yargılanıyor!"
Yeryüzü Avukatları (WOLAS) olarak Filistin halkına yönelik uygulanan soykırım ve insanlığa karşı suçlarla ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde görülen davanın ilk duruşmasına tüm vicdan sahiplerini davet ediyoruz.
📍 Yer: Çağlayan Adliyesi, 11. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu
📅 Tarih: 23 Ekim 2026 Cuma
🕙 Saat: 10:00
WOLAS - Yeryüzü Avukatları Derneği retweeted
Secularism Cannot Justify Human Rights Violations: The Hijab Ban in Azerbaijan Must End Immediately!
The dress code regulations enacted by the Cabinet of Ministers of Azerbaijan on September 21, 2026, for students, and on October 6, 2026, for teachers, are being enforced as a de facto hijab ban under the pretext of the principle of "secularity."
Following these regulations, female students wearing the hijab have been deprived of their right to education, while veiled teachers have been unlawfully dismissed. These measures explicitly violate the principle of equality, the right to work, the right to education, and the freedom of religion and conscience guaranteed under Articles 25, 35, 42, and 48 of the Constitution of the Republic of Azerbaijan.
These practices are also incompatible with the international human rights treaties to which Azerbaijan is a party. The International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR), the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights (ICESCR), the Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women (CEDAW), the Convention on the Rights of the Child (CRC), and the European Convention on Human Rights (ECHR) alongside its Protocol No. 1 all safeguard the freedom of religion and conscience, as well as the rights to education and work. Indeed, the UN Human Rights Committee, in its landmark decision Hudoyberganova v. Uzbekistan, affirmed that measures obstructing access to education on such grounds exert severe coercive pressure on individuals to renounce or compromise their religion or beliefs.
Interpreting these developments merely as a "misapplication" of a secularism principle presumed to be inherently benign and neutral obscures the root of the issue. Modern legal frameworks often present themselves as universal and impartial orders; however, this neutrality frequently operates through the exclusion and marginalization of what is deemed the "other." What is taking place in Azerbaijan in the name of "secularity" is not the state distancing itself from religion, but rather the state arbitrarily dictating what religion is, as well as where and in what manner it may be manifested. In fact, the very same regulations permit attire reflecting national and spiritual values to be worn during holidays and ceremonies with the approval of the Pedagogical Council. Consequently, while a girl’s or woman’s head covering is celebrated as "national heritage" inscribed on the UNESCO Representative List when worn as a traditional kelaghayi, it is deemed "incompatible with secularity" and barred at the school gate when worn as a religious hijab. It is evident that this arbitrary distinction—determining which covering belongs to the nation and which represents a "dangerous" religiosity—is not the outcome of an impartial principle.
Furthermore, these actions have triggered the most extensive public backlash observed in Azerbaijan since its independence. Citizens advocating for the educational rights and religious freedoms of female students have voiced their dissent through peaceful demonstrations. Yet, rather than addressing these legitimate grievances, the government has chosen the path of repression. At this stage, alarming reports indicate that numerous individuals have been arbitrarily detained, some activists remain unaccounted for, and university students wearing a head scarf are being unlawfully monitored, registered, and profiled.
The historical experience of Türkiye has demonstrated that imposing specific attire through state authority only deepens social divisions, drains the vital energy of the state, society, and individuals, and undermines domestic peace. Just as the “radical secular” policies pursued under the guise of "secularity" proved counterproductive in Türkiye’s past, they are bound to fail in Azerbaijan as well.
In this context, we call upon the Government of Azerbaijan to immediately put an end to these unlawful practices, which constitute a severe violation of its citizens' lifestyles and fundamental rights. Students who have been denied access to education due to their hijab must be allowed to resume their studies immediately, arbitrarily arrested citizens must be released, and dismissed teachers must be reinstated with full restoration of their rights.
Protecting the fundamental rights and freedoms of the Azerbaijani people is not merely an internal matter for Azerbaijan, but a shared responsibility for all who defend universal human rights values. Accordingly, we respectfully declare to the public and the competent authorities our call to all relevant international bodies—most notably international human rights mechanisms and Muslim-majority states—to pursue active diplomatic engagement with Azerbaijani authorities and take tangible steps toward the complete cessation of these discriminatory practices.
WOLAS - Yeryüzü Avukatları Derneği retweeted
Laiklik ve “Dünyevilik” Hak İhlaline Gerekçe Olamaz: Azerbaycan’da Başörtüsü Yasağı Uygulamaları Derhal Sonlandırılmalıdır!
Azerbaycan Bakanlar Kurulu tarafından 21 Eylül 2026’da öğrenciler, 6 Ekim 2026’da ise öğretmenler için yürürlüğe konulan kılık kıyafet düzenlemeleri, “dünyevilik” ilkesi gerekçe gösterilerek fiilen bir başörtüsü yasağı olarak uygulanmaktadır.
Düzenlemelerin ardından başörtülü kız öğrenciler eğitim haklarından mahrum bırakılmakta, başörtülü öğretmenler ise hukuka aykırı biçimde işten çıkarılmaktadır. Bu uygulamalar; Azerbaycan Anayasası’nın 25, 35, 42 ve 48. maddelerinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine, çalışma ve eğitim hakları ile din ve vicdan özgürlüğüne açıkça aykırıdır.
Söz konusu uygulamalar, Azerbaycan’ın taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle de bağdaşmamaktadır. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek 1 No’lu Protokolü; din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim ve çalışma haklarını güvence altına almaktadır. Nitekim İnsan Hakları Komitesi, Hudoyberganova v. Uzbekistan kararında eğitime erişimi engelleyen bu nitelikteki uygulamaların, bireyleri din veya inançlarından vazgeçirmeye yönelik ciddi bir baskı oluşturduğunu vurgulamıştır.
Yaşananları, özünde masum ve tarafsız olduğu varsayılan laiklik ilkesinin “yanlış yorumlanması” olarak okumak, sorunun kaynağını perdelemek olur. Modern hukuk kendisini evrensel ve tarafsız bir düzen olarak sunar; ne var ki bu tarafsızlık, “öteki” ilan edilenin dışlanması üzerine kurulur. Azerbaycan’da “dünyevilik” adına yapılan da devletin dinden elini çekmesi değil, dinin ne olduğuna, nerede ve hangi biçimde görünebileceğine devletin keyfî olarak karar vermesidir. Nitekim aynı düzenlemeler, millî ve manevi değerleri yansıtan kıyafetlerin Pedagoji Şurasının onayıyla bayram ve törenlerde giyilmesine izin vermektedir. Böylece bir kız çocuğunun ya da kadının başındaki örtü, kelağayı olduğunda devletin UNESCO listesine kaydettirdiği bir “millî miras” olarak sergilenebilirken, başörtüsü olduğunda “dünyeviliğe aykırı” sayılıp okul kapısında bırakılmaktadır. Hangi örtünün millete, hangisinin “tehlikeli” bir dindarlığa ait sayılacağına dair bu ayrımın tarafsız bir ilkenin sonucu olmadığı aşikârdır.
Öte yandan söz konusu uygulamalar, Azerbaycan’ın bağımsızlığından bu yana ortaya çıkan en geniş çaplı toplumsal tepkilere yol açmıştır. Kız öğrencilerin eğitim haklarını ve dinî özgürlüklerini savunan vatandaşlar, tepkilerini barışçıl gösterilerle dile getirmektedir. Ancak hükümetin bu meşru taleplere kulak vermek yerine baskı yolunu tercih ettiği görülmektedir. Gelinen aşamada birçok kişinin keyfî biçimde gözaltına alındığına, bazı aktivistlerden haber alınamadığına, başörtülü üniversite öğrencilerinin ise hukuka aykırı biçimde kayıt altına alınarak fişlendiğine dair kaygı verici bilgiler ulaşmaktadır.
Türkiye tecrübesi göstermiştir ki belirli bir kıyafet tercihini devlet eliyle dayatmak yalnızca toplumsal gerilimleri derinleştirmekte; devletin, toplumun ve bireylerin enerjisini tüketerek toplumsal barışı zedelemektedir. “Dünyevilik” adı altında uygulanan “radikal seküler” politikalar geçmişte Türkiye’de nasıl sonuçsuz kaldıysa, Azerbaycan’da da başarısız olmaya mahkûmdur.
Bu çerçevede Azerbaycan Hükümetini, vatandaşlarının hayat tarzına ve temel haklarına ağır bir müdahale teşkil eden bu hukuk dışı uygulamalara derhal son vermeye davet ediyoruz. Başörtüsü nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılan öğrencilerin eğitimlerine devam etmesi sağlanmalı, keyfî olarak tutulan vatandaşlar serbest bırakılmalı ve işten çıkarılan öğretmenlerin hakları iade edilmelidir.
Azerbaycan halkının temel hak ve özgürlüklerinin korunması, yalnızca Azerbaycan’ın değil, ortak insan hakları değerlerini savunan herkesin meselesidir. Bu doğrultuda başta uluslararası insan hakları mekanizmaları ve halkı Müslüman olan devletler olmak üzere ilgili tüm uluslararası aktörleri Azerbaycan makamlarıyla etkin bir diyalog yürütmeye ve söz konusu uygulamaların sona erdirilmesi için somut girişimlerde bulunmaya davet ettiğimizi kamuoyuna ve muhatap makamlara saygıyla beyan ederiz.
WOLAS - Yeryüzü Avukatları Derneği retweeted
Geleceğin Yeryüzü Avukatları Buluştu!
Farklı şehir ve üniversitelerden gelen öğrencilerimizle Neslişah Sultan Kültür Merkezi’nde verimli ve nitelikli bir programı tamamladık.
Programda; stratejik davalama, uluslararası hukukta eleştirel yaklaşımlar, hak ihlallerini izleme mekanizmaları, iş dünyasının insan hakları sorumlulukları ve insan onuru gibi hak savunuculuğunun temel alanlarını ele aldık. Karşılıklı etkileşim ve akademik tecrübe aktarımının ön planda olduğu oturumlarla, hak mücadelesinin teorik ve pratik boyutlarını değerlendirdik.
Değerli birikimlerini bizlerle paylaşan tüm konuşmacılarımıza ve programa katkı sunan tüm katılımcılarımıza teşekkür ederiz.
Secularism Cannot Justify Human Rights Violations: The Hijab Ban in Azerbaijan Must End Immediately!
The dress code regulations enacted by the Cabinet of Ministers of Azerbaijan on September 21, 2026, for students, and on October 6, 2026, for teachers, are being enforced as a de facto hijab ban under the pretext of the principle of "secularity."
Following these regulations, female students wearing the hijab have been deprived of their right to education, while veiled teachers have been unlawfully dismissed. These measures explicitly violate the principle of equality, the right to work, the right to education, and the freedom of religion and conscience guaranteed under Articles 25, 35, 42, and 48 of the Constitution of the Republic of Azerbaijan.
These practices are also incompatible with the international human rights treaties to which Azerbaijan is a party. The International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR), the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights (ICESCR), the Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women (CEDAW), the Convention on the Rights of the Child (CRC), and the European Convention on Human Rights (ECHR) alongside its Protocol No. 1 all safeguard the freedom of religion and conscience, as well as the rights to education and work. Indeed, the UN Human Rights Committee, in its landmark decision Hudoyberganova v. Uzbekistan, affirmed that measures obstructing access to education on such grounds exert severe coercive pressure on individuals to renounce or compromise their religion or beliefs.
Interpreting these developments merely as a "misapplication" of a secularism principle presumed to be inherently benign and neutral obscures the root of the issue. Modern legal frameworks often present themselves as universal and impartial orders; however, this neutrality frequently operates through the exclusion and marginalization of what is deemed the "other." What is taking place in Azerbaijan in the name of "secularity" is not the state distancing itself from religion, but rather the state arbitrarily dictating what religion is, as well as where and in what manner it may be manifested. In fact, the very same regulations permit attire reflecting national and spiritual values to be worn during holidays and ceremonies with the approval of the Pedagogical Council. Consequently, while a girl’s or woman’s head covering is celebrated as "national heritage" inscribed on the UNESCO Representative List when worn as a traditional kelaghayi, it is deemed "incompatible with secularity" and barred at the school gate when worn as a religious hijab. It is evident that this arbitrary distinction—determining which covering belongs to the nation and which represents a "dangerous" religiosity—is not the outcome of an impartial principle.
Furthermore, these actions have triggered the most extensive public backlash observed in Azerbaijan since its independence. Citizens advocating for the educational rights and religious freedoms of female students have voiced their dissent through peaceful demonstrations. Yet, rather than addressing these legitimate grievances, the government has chosen the path of repression. At this stage, alarming reports indicate that numerous individuals have been arbitrarily detained, some activists remain unaccounted for, and university students wearing a head scarf are being unlawfully monitored, registered, and profiled.
The historical experience of Türkiye has demonstrated that imposing specific attire through state authority only deepens social divisions, drains the vital energy of the state, society, and individuals, and undermines domestic peace. Just as the “radical secular” policies pursued under the guise of "secularity" proved counterproductive in Türkiye’s past, they are bound to fail in Azerbaijan as well.
In this context, we call upon the Government of Azerbaijan to immediately put an end to these unlawful practices, which constitute a severe violation of its citizens' lifestyles and fundamental rights. Students who have been denied access to education due to their hijab must be allowed to resume their studies immediately, arbitrarily arrested citizens must be released, and dismissed teachers must be reinstated with full restoration of their rights.
Protecting the fundamental rights and freedoms of the Azerbaijani people is not merely an internal matter for Azerbaijan, but a shared responsibility for all who defend universal human rights values. Accordingly, we respectfully declare to the public and the competent authorities our call to all relevant international bodies—most notably international human rights mechanisms and Muslim-majority states—to pursue active diplomatic engagement with Azerbaijani authorities and take tangible steps toward the complete cessation of these discriminatory practices.
Laiklik ve “Dünyevilik” Hak İhlaline Gerekçe Olamaz: Azerbaycan’da Başörtüsü Yasağı Uygulamaları Derhal Sonlandırılmalıdır!
Azerbaycan Bakanlar Kurulu tarafından 21 Eylül 2026’da öğrenciler, 6 Ekim 2026’da ise öğretmenler için yürürlüğe konulan kılık kıyafet düzenlemeleri, “dünyevilik” ilkesi gerekçe gösterilerek fiilen bir başörtüsü yasağı olarak uygulanmaktadır.
Düzenlemelerin ardından başörtülü kız öğrenciler eğitim haklarından mahrum bırakılmakta, başörtülü öğretmenler ise hukuka aykırı biçimde işten çıkarılmaktadır. Bu uygulamalar; Azerbaycan Anayasası’nın 25, 35, 42 ve 48. maddelerinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine, çalışma ve eğitim hakları ile din ve vicdan özgürlüğüne açıkça aykırıdır.
Söz konusu uygulamalar, Azerbaycan’ın taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle de bağdaşmamaktadır. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek 1 No’lu Protokolü; din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim ve çalışma haklarını güvence altına almaktadır. Nitekim İnsan Hakları Komitesi, Hudoyberganova v. Uzbekistan kararında eğitime erişimi engelleyen bu nitelikteki uygulamaların, bireyleri din veya inançlarından vazgeçirmeye yönelik ciddi bir baskı oluşturduğunu vurgulamıştır.
Yaşananları, özünde masum ve tarafsız olduğu varsayılan laiklik ilkesinin “yanlış yorumlanması” olarak okumak, sorunun kaynağını perdelemek olur. Modern hukuk kendisini evrensel ve tarafsız bir düzen olarak sunar; ne var ki bu tarafsızlık, “öteki” ilan edilenin dışlanması üzerine kurulur. Azerbaycan’da “dünyevilik” adına yapılan da devletin dinden elini çekmesi değil, dinin ne olduğuna, nerede ve hangi biçimde görünebileceğine devletin keyfî olarak karar vermesidir. Nitekim aynı düzenlemeler, millî ve manevi değerleri yansıtan kıyafetlerin Pedagoji Şurasının onayıyla bayram ve törenlerde giyilmesine izin vermektedir. Böylece bir kız çocuğunun ya da kadının başındaki örtü, kelağayı olduğunda devletin UNESCO listesine kaydettirdiği bir “millî miras” olarak sergilenebilirken, başörtüsü olduğunda “dünyeviliğe aykırı” sayılıp okul kapısında bırakılmaktadır. Hangi örtünün millete, hangisinin “tehlikeli” bir dindarlığa ait sayılacağına dair bu ayrımın tarafsız bir ilkenin sonucu olmadığı aşikârdır.
Öte yandan söz konusu uygulamalar, Azerbaycan’ın bağımsızlığından bu yana ortaya çıkan en geniş çaplı toplumsal tepkilere yol açmıştır. Kız öğrencilerin eğitim haklarını ve dinî özgürlüklerini savunan vatandaşlar, tepkilerini barışçıl gösterilerle dile getirmektedir. Ancak hükümetin bu meşru taleplere kulak vermek yerine baskı yolunu tercih ettiği görülmektedir. Gelinen aşamada birçok kişinin keyfî biçimde gözaltına alındığına, bazı aktivistlerden haber alınamadığına, başörtülü üniversite öğrencilerinin ise hukuka aykırı biçimde kayıt altına alınarak fişlendiğine dair kaygı verici bilgiler ulaşmaktadır.
Türkiye tecrübesi göstermiştir ki belirli bir kıyafet tercihini devlet eliyle dayatmak yalnızca toplumsal gerilimleri derinleştirmekte; devletin, toplumun ve bireylerin enerjisini tüketerek toplumsal barışı zedelemektedir. “Dünyevilik” adı altında uygulanan “radikal seküler” politikalar geçmişte Türkiye’de nasıl sonuçsuz kaldıysa, Azerbaycan’da da başarısız olmaya mahkûmdur.
Bu çerçevede Azerbaycan Hükümetini, vatandaşlarının hayat tarzına ve temel haklarına ağır bir müdahale teşkil eden bu hukuk dışı uygulamalara derhal son vermeye davet ediyoruz. Başörtüsü nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılan öğrencilerin eğitimlerine devam etmesi sağlanmalı, keyfî olarak tutulan vatandaşlar serbest bırakılmalı ve işten çıkarılan öğretmenlerin hakları iade edilmelidir.
Azerbaycan halkının temel hak ve özgürlüklerinin korunması, yalnızca Azerbaycan’ın değil, ortak insan hakları değerlerini savunan herkesin meselesidir. Bu doğrultuda başta uluslararası insan hakları mekanizmaları ve halkı Müslüman olan devletler olmak üzere ilgili tüm uluslararası aktörleri Azerbaycan makamlarıyla etkin bir diyalog yürütmeye ve söz konusu uygulamaların sona erdirilmesi için somut girişimlerde bulunmaya davet ettiğimizi kamuoyuna ve muhatap makamlara saygıyla beyan ederiz.
















