Replying to @oz_saken
İşin dışarı boyutunu geçtim, bu "Türkiyesiz Türk dünyası" mottosunu asıl bizim içeridekiler köpürtüyor. Örneğin dün Azeri Times’ın BBC kaynaklı olduğu iddia edilen "Türkiye’nin Katar’ı da bankası da biz değiliz" paylaşımını retweet edenlere baktığımda kökeni DSP’li olan Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısını gördüm ve hiç şaşırmadım. Bu profil tam olarak sosyal demokrasi ile Kemalizmi harmanlayıp, ardından CHP siyasetinin "lib-left" söylemlerinden rahatsız olarak sağ-Kemalizme ve Zafer Partisi çizgisine kayan, son 1-2 yılda dış Türkleri keşfetmiş ve sonradan Türkçü olmuş tiplerin ortak yansıması. Yeni ‘Seküler Milliyetçiler’ de böyle (Seküler hayat tarzı olan ne milliyetçi olarak kendimi sonradan türeyenlerden ayrı görüyorum). Zaten bu durum son dönemde Türkiye'de tam bir moda haline geldi.
Aynı şekilde, 24 yıllık iktidar nefreti yüzünden önce Kılıçdaroğlu sonra Özgür Özel sempatizanı olan Y. S. Demirdağ kafasındaki eski ülkücü dayıların da tek yaptığı şey, Türkiye’de bir yanlış varsa faturayı doğrudan ülkeye kesip dışarıya kötü malzeme vermek. Hayata sadece "A-Z" dar açısıyla bakan bu kitle; Türk dünyasında daha 3-4 yıl öncesine kadar Ankara’yı Kâbe gibi gören insanların bile gözünü korkutuyor. Dışarıdaki adam bakıyor, "Bunların kendi insanı bile ülkesinden bu kadar nefret ediyor, demek ki burası hayran olunacak bir yer değilmiş" diyerek uzaklaşıyor. Kendi çelişkileriyle dışarıdaki algıyı da zehirliyorlar.
Bu tipler ne Türkiye’nin Dış Türkler Kanunu’nu bilir, ne Türklük belgesini, ne Irak Türklerinin 1930’lardan beri buraya nasıl entegre olduğunu, ne de Ahıska ve Güney Azerbaycanlıların tarihsel bağlarını. Sırf mevcut hükümetin İslami hassasiyetini görüp "İktidar Arapçı, o zaman Tokayev Turancılığın gerçek önderidir, Aliyev gelir adaleti abidesidir" gibi yüzeysel çıkarımlarla komik duruma düşüyorlar. İçerideki kör muhalefet ateşiyle dışarıdaki otokrat yapıları aklayıp kendi devletini Hindistan ilan eden bu sonradan görme popüler Türkçülere laf anlatmak gerçekten imkansız.
ibrhmalper retweeted
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki son durumlar hakkında bir analiz sunuyorum en son yazımda.
Aslında sürekli yeni gündem çıktığından 5 gün boyunca ne zaman bitirsem diye iyice uzadı. İyi okumalar!
ibrhmalper retweeted
İzmir'e Geliş | Karar Anı #4 – 1. Bölüm
9-10 Eylül 1922, Belkahve – İzmir.
📚 Kaynakça: Bölümde yararlandığımız kaynaklara aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
drive.google.com/file/d/1OH2…
Mail: [email protected]
ibrhmalper retweeted
Turkey has lost İoanna Kuçuradi, one of the country’s most respected philosophers and thinkers.
She spent a lifetime thinking and writing about philosophy, ethics, human dignity and human rights, leaving a deep mark on generations of students and intellectuals.
Amazing life devoted to ideas and to people. Rest in peace, İoanna Kuçuradi.
ibrhmalper retweeted
Samsun Yolunda | Karar Anı #3
16 Mayıs 1919, İstanbul - Samsun Yolu.
[email protected] nstagram:@thediaryoffather
Bu maç için uykudan feragat edilir. Dünyanın en büyük tenis stadyumu olan Arthur Ashe'te maça çıkmak bile başlı başına büyük bir deneyim. Eurosport açık, ekran başındayız. Hadi Zeynep!🎾🇹🇷
#USOpen
Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Hollywood starları, bilimum popçular hepsi hayatlarında ilk defa "soccer" maçı izlemeye geldiler…Türkiye’m gereğini yaptı😎🇹🇷 #TURvUSA
Ülkemizde şirketleşmiş, gerçek anlamda vizyon sahibi iş insanlarının yönettiği 'sahipli takım' sayısı yok denecek kadar az. Bunun en acı örneğini daha yeni yaşadık: Geçen sezon imkansızlıklar içinde Kayserispor’da resmen mucizeler yaratan Sergej Jakirović'i elimizde tutamadık. Parayı bastıran Championship ekibi (Acun) aldı, götürdü. Adam son 15 yılda bu lige gelmiş en nitelikli, en parlak yabancı teknik direktördü ama kulüplerimizin vizyonsuzluğu ve parasızlık yüzünden ligde kalamadı. Gerçek bir scouting sistemimiz olsaydı, bu adamı Kayserispor'dan sonra Fenerbahçe veya Beşiktaş havada kapardı. Sonuç mu? Türkiye liginden İngiltere’ye doğrudan transfer olan tek teknik direktör, Kayserispor’dan çıktı. Biz ülkece yine sadece arkasından bakakaldık.
ibrhmalper retweeted
"Makbuş! Annemin karyolasının karşısına yer sofrası hazırla. Bu gece sizinle biraz dertleşmek istiyorum. Yarın gideceğim. Hayat bu... Belki ölürüm, dönemem..."
M. Kemal, 15 Mayıs 1919
Mevzular Açık Mikrofon'a konuk olan Ümit Özdağ'a sorulan soru:
“Amedspor’u bir sürü insana bölücü, terör örgütü olarak gösterdiniz. Kutlamalarda yaşanan bir olayın sorumluluğunu alabilecek misiniz?”
Ümit Özdağ: “Ahmet Türk, ‘Kürdistan’ın takımı Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasından büyük mutluluk duyarım’ diyor, bu provokasyon olmuyor.
Murat Karayılan, ‘Amedspor’a finansal destek verin’ diyor, bu provokasyon olmuyor.
Kuzey Irak’ta 9 askerimizin şehit olduğu gün, Amedspor’un sosyal medya hesabından ‘Sporcularımız keyifli anlar yaşıyor’ paylaşımı yapılıyor, bu da provokasyon olmuyor.
Ben Amedspor’un bu yaptıklarını eleştirince provokasyon olmuş oluyor, öyle mi?”
ibrhmalper retweeted
Türkiye’deki bazı tiplemeler, Macaristan’da Orban’ın seçimi kaybetmesine o kadar sevindiler ki, gece dışarı çıkıp konvoy yapmadıkları kaldı.
Sevinç çığlıkları atan zavallılara, 17 yıldır tanıdığım Peter’in bir özet geçeyim.
Seçimi kazanan Peter Magyar’ın partisi Macaristan’ın CHP’si falan değil.
Peter’in kurduğu daha doğrusu atıl durumdayken satın aldığı bir sağ partidir.
Zaten Peter de Victor Orban’ın çırağıdır.
Mesela Peter, İstanbul Sözleşmesine karşı duruşuyla bilinir.
Peter’in 2023’te boşandığı eşi Judit Varga, Avrupa Birliği Bakanı ve Adalet Bakanıydı.
Bizim dangalaklar, ‘Demokrasi kahramanı’ İlan ettikleri Peter’in boşanma nedenini biliyorlar mı?
Peter efendi, eşini dövüyordu.
Bildiğiniz kadına şiddet, Peter Magyar’ın evinde rutindi.
İşin tuhaf yanı Adalet Bakanı eşi Judit de İstanbul Sözleşmesine karşıydı.
Judit, iş çığırından çıkıp çocuklarının yanında kocasından dayak yediğinde soluğu Orban’ın yanında aldı.
Peter önce eşine şiddet uyguladığını inkâr etse de sonra ‘Evet birkaç kez vurdum’ dedi.
Ancak eşi, Orban’ın önünde sert tepki gösterince, Peter yaptıklarını kabul etti.
Bizimkilerin kahraman ilan ettiği Peter’in bir numarasını daha yazayım.
Annesinin, Macaristan’ın en yüksek yargı kurumlarından biri olan Ulusal Yargı Konseyi Başkanlığına atanmasını sağladı.
Peki annesine bu torpili kim yaptı.
Tabi ki Peter’in Bakan eşi Judit.
Göçmen ve yabancı düşmanı olan Peter’in bu konudaki sabıkalarından birini vereyim.
2015 yılında, Sırbistan sınırından Macaristan'a girmeye çalışan bir mülteci çocuğu tekmeleyen Macar gazeteci Petra László'yu hatırladınız mı?
Peter, bu kameramana en çok destek veren isimlerden biri olarak o dönemde avukat kimliğiyle öne çıkmıştı.
Şimdilik bu kadar yeter mi?
Beyler, Peter’i Macaristan’ın Brüksel’deki Avrupa Birliği bürokratlarından biri olduğu dönemden önce tanırım.
Peter’i Avrupa’da en çok kim seven kişi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dur.
Aralarındaki fark şu: Macron, Brigitte’den şiddet görür, Peter de Judit’e şiddet uygulardı.
Peter Magyar’ın Putin, Peskov, Lavrov ve Zaharova ile ilişkilerini de ayrıca özetleriz.
Orban gitmedi, daha genci geldi.
ibrhmalper retweeted
Ermeni tehciri gerekçesiyle, işgal kuvvetlerinin baskısıyla kurulan mahkemelerde yargılanarak 10 Nisan 1919’da idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Türk Milletinin vicdanında her zaman Şehit olarak yer almıştır. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi de kendisini “Milli Şehit” ilan etmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise Şehit Mehmet Kemal Bey’in hatırasına ve "Asil Türk milletine çocuklarımı emanet ediyorum." vasiyetine sahip çıkarak aileye şeref aylığı bağlatmıştır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Aziz hatırası milletimizin hafızasında daima yaşayacaktır.
Ms. Jane Marple takma adlı kullanıcı, daha önce profil fotoğrafını da gayet paylaşıyordu; hiç bu gerginlikler, zıtlaşmalar ve sosyal medya polemikleri yokken yani 2020-2022 döneminde, en sıcakkanlı dönemin olduğu zamanda bile korkunç bir Türkiye kompleksiyle sabahtan akşama kadar laf çakmaya, polemik yaratmaya çalışırdı. Ama Türkiye’de de yaşamaya devam ediyor çünkü arzu ettiği hayatı burada yaşıyor ve içten içte kompleks besliyor.
Urfalı bu vatandaş durumu çok güzel izah etmiş ama bilmeyenler itiraz ediyor. Türkiye’nin çoğu yerinde "yerlisi" kavramının aslında "kent merkezinden" olduğu bilinmiyor. İnsanlar "ne demek yerlisi?" diyor. Dışarıdan nüfusun olmadığı Karadeniz’de falan böyle bir kavram zaten yok, göçmen yoğunluklu Batı şehirlerinde bile tam bu anlamda bir karşılığı bulunmuyor. Oysa Ege ve Trakya gibi bölgeler, etnik çeşitliliğin ve kimin nereden geldiğinin daha belli olduğu yerler olarak bu kavramın karşılığını bulmaya aslında çok müsait. Bu durum daha çok etnik farklılıkların olduğu yerlerde, eğer kent merkezi çevresinden farklıysa biliniyor (Urfa, Diyarbakır gibi) veya Gaziantep, Kayseri, Konya gibi kadim ticaret şehirlerinde karşımıza çıkıyor. Bursa gibi büyük bir şehirde bile "yerlisi" deyince Harmancıklı Yörükler "evet biz yerliyiz, gerçek Bursalıyız" diyor :)
Benzer bir durum Ankara'da da var, aslında Ankara'nın kentlisi, esnafı bilinir ve onlara yerlisi denir (Koç ailesi gibi). Ancak Ankara artık çok büyük bir başkent olduğundan çok fazla göç aldığı için bu kavram orada da unutulmuş durumda. Mesela Kızılcahamam'ın veya Beypazarı'nın köyünden gelip "ben Ankara'nın yerlisiyim, has Ankaralıyım" diyenler var ama onlar da bu ayrımı bilmiyor. Kent merkezi ile köyler arasında gerçekten çok büyük farklar olabiliyor, merkez adeta çevresinden ayrı bir bölge gibi kalıyor. Tabii Urfa'daki bu merkez farkı, sadece kültürel bir ayrımı değil, aynı zamanda merkezin Türkmen yapısıyla kırsaldaki Kürt ve Arap nüfus arasındaki etnik ve dilsel farklılığı da ifade ediyor.
Turancı tebliğciler ölü numarası yapıyor. Biz hepsinin ağabeyiyiz ve bu çarpık yapıları yine biz düzelteceğiz. Bizim onlardan alacak bir şeyimiz yok ama onlara verecek çok şeyimiz var: 80 yıllık serbest seçimli demokratik tecrübemiz, güçlü özel sektörümüz ve liberal ekonomik yapımız. Türk dünyasının geleceği, babadan oğula geçen bu Orta Çağ usulü saltanat devirlerinde değil, Türkiye’nin hür ve kurumsallaşmış modelindedir. Sloganla değil, bu köklü sistem birikimimizle hepsine örnek olmaya ve yol göstermeye devam edeceğiz. Evet biz ağabeyiz; en demokrat, en hür ve medeniyet kurucu vasfıyla en Türk olan biziz. Tebliğciler için Beypazarı vakti :)
Daha 3 sene öncesine kadar VFS Global, iDATA ve Kosmos gibi resmi acenteler dışında hiçbir yere başvurmak söz konusu bile değildi. Hatta bu şirketler sitelerinde 'Kalpazanlara ve yetkisiz aracılara dikkat edin, sadece bize başvurun' diye uyarılar yayınlardı. Şimdi ise sistem tamamen 'aracının aracısına' ve bot yazılımlara teslim edilmiş durumda. Resmi kurumlar hemen diplerimizdeyken bile, botlarla saniyeler içinde kapatılan randevular yüzünden bu korsan yapılara mahkum ediliyoruz. Ne Avrupa Birliği ne de Türkiye hükümeti bu mafya düzenine karşı somut bir çalışma yapıyor. Vatandaşın en temel hakkı olan randevu süreci, resmen bir rant kapısına dönüştü. Bu teknolojik suistimale artık dur denilmeli.
İspanya, İtalya, Almanya vb. Avrupa ülkelerinin vize randevularını bot yazılımlarla kapatan sözde vize şirketleri:
Vatandaşın ücretsiz olan vize randevu hakkını 250 Euro’dan 400 Euro’ya kadar satıyor. Siz aylarca bekleyi, alamazken bunlar sizin hakkınızı pazarlıyorlar.
Kısaca: Bir karaborsa sistemi kurmuşlar.
Bu şirketlerden randevu almazsanız randevu bulmanız neredeyse imkânsız. Randevular saniyeler içinde tükeniyor.
Bu korsan vize şirketleri yılda milyonlarca dolar kazanıyor.
Avrupa Birliği yetkililerine bu hafta gönderdiğim delillerin ardından inceleme başlatıldığını söylediler.
Umarım bu video bir ihbar olarak kabul edilir ve Türkiye’de bu kişiler hakkında soruşturma başlatılır.
Yaptığım bu çalışmaların gündem olması ve devamı için beni takip edip, videolarımı paylaşabilirsiniz.
32 takımlı Dünya Kupası hayaldi, 48 takımlı olanına Kosova’yı tek golle geçip ucu ucuna gittik. Turnuvada olduğumuz için memnunum ama kutlama yapmaya yüzümüz olmamalı :)
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’ndan İlber Ortaylı hakkında çarpıcı yazı:
“….Vefatından sonra bazı kendini bilmez, üstelik Prof. titrini de taşıyan tarihçi sıfatlı boş kişiler, onu, yok siyonizmin adamı, yok namazla ilgisi olmayan, kötü bir tarihçi gibi ahlâksızca kötülemeye çalışıyor.
Altın altındır. Yere düşmekle değer kaybetmez. Ama eşeğe altın semer taksan da eşektir. Kedi uzanamadığı ete mundar dermiş. Bu gibiler, İlber Hoca’nın toplum nezdindeki sevgisine ve uluslararası camiadaki itibarına ulaşmaları bir yana, onun insanlığına ve inancına da ulaşmaları da mümkün değildir.
Buna bizzat şahit olmuş biri olarak söylüyorum. O inancını reklâm olsun diye yerine getiren bir kişi değildi. Ankara kalesindeki Selçuklu camileri imamları ve cemaatleri onu iyi tanırlar. O, birlikte kendisiyle namaza gidenlere Uludağ lokantasında yemek ısmarlardı.
Bugün maalesef ona iftira edenler, hem insanlık, hem de ilim adına bir utanç âbideleridir.
Yazık. Ölmeden yüzüne konuşamayanlar, ilmî acziyetin ne denli mensubu olduklarını gösteriyorlar.
İlber kardeşim. Senin ortaya koyduğun eserler, insanların doğru bilgileri öğrenmelerine vesile olarak amel defterinin kapanmamasını sağlayacak, iftira eden ve sırf ideolojilerine hizmet eden güruh için ise, huzur-ı mahşerde, insanlara gerçekleri anlatmadıkları için en ağır cezayı hak edeceklerdir.
Ruhun şâd, mekânın Cennet olsun. Nurlar içinde yat.”






















