Pazar günü Aydın Nazilli’deyiz.
📍 PAZAR GÜNÜ NAZİLLİ’DEYİZ
Yapay zekânın hızla dönüştürdüğü dünyayı, yeni sistemi ve değişen toplumsal yapıyı konuşacağız.
“Yapay Zekâ ve Değişen Sosyoloji” başlıklı programımıza tüm hemşehrilerimizi davet ediyoruz.
📅 1 Kasım Pazar
🕗 Saat 20.00
📍 Nazilli İlim Yayma Cemiyeti Konferans Salonu
🎙️ Konuşmacı: Metin Külünk
Nazilli Yedi Hilal ve İlim Yayma Cemiyeti Nazilli Şubesi’nin katkılarıyla düzenlenen programdayız
@hbasriakdemir @ulkucuhareketr @betulsoysalb @drbetulay @faruk_uysal @mustafaterzi34 @ozgurbursali @akpartiaydinn @MHPAydin09
MUĞLA’DA KUVAY-I AİLE KONGRESİ’NDE BULUŞUYORUZ
@kulunkdernegi ile Muğla Aile Platformunun birlikte düzenlediği Kuvay-ı Aile Kongresi için bu hafta sonu Muğla’da olacağız.
İnsanın varlığının dahi tartışmaya açıldığı, ailenin açık tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir zaman diliminde Anadolu, insanlığın yeniden ayağa kalkması için bir kez daha ümit kapısıdır.
Aileye sahip çıkmak; insana, nesillerimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Köklerimizden aldığımız güçle aile bağlarımızı korumak, değerlerimizi yaşatmak ve yarınlarımızı birlikte inşa etmek sorumluluğundayız.
“Geleceğin İnşası İçin Ailenin İhyası” anlayışıyla bu meseleleri konuşacağımız Kuvay-ı Aile Kongresi’ne Muğla’daki bütün dostlarımızı bekliyoruz.
📅 1 Kasım 2026 Pazar
🕦 11.30
📍 Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, AKM B Salonu
#Muğla #KuvayıAile #KuvayıAileKongresi #Aile #KülünkoğluAilesi #KülünkoğluEğitimVeKültürDerneği #MuğlaAilePlatformu
@AkPartiMuglail @MuglaMHP48
@Aycin_Kantoglu @sservethoca @suatkolukirik @EmrullahZORLU4 @OcakcogluSBerna @merveklnk @c_parilti @idriskoc48
🎙️ METİN KÜLÜNK SORUYOR, DR. LÜTFİ ÖZŞAHİN CEVAPLIYOR
Siyonizmin İslam yorumu ne demektir?
İslam’ın Talmud odaklı yorumu ne anlama geliyor?
“İslam’ın Yahudileştirilmesi” ifadesiyle ne kastediliyor?
Bugün yaşananların Talmud modellemesiyle bağı nedir?
Bu soruları ve daha fazlasını konuşacağımız yayınımıza davetlisiniz.
📅 26 Ekim 2026 Pazartesi
🕘 Saat 21.00(Maç nedeni ile saatimiz değişti 20.00’de)
📺 Metin Külünk YouTube kanalında
Yayınımızı takip etmeyi unutmayın.
@kureseldenyerel @hasankulunk @MITVAROL06 @KIZILELMA_VATAN @uzdrnesrinunal @NArslantas_Prof @LutfuNebioglu @selvacam @LutfuSahsuvar @tevfikkadan @saber_mashhour @yusufozdemirce @nazlidemirrr @Nalan_Kocak @namikgorentr @enginbalim
Sahipsiz İstanbul
ve yönetilmeyen TRAFİK KRİZİ.
ÇAKARLARI İLE UMURSAMAZ ŞEKİLDE YETKİ VE SORUMLUKLARI BİLİNMEZ EMNIYET ŞERIDINDEN GEÇİP GİDEN KENDİNİ KURATARICI GÖRENLER .
Defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz:
İstanbul’u yönetenler, bu şehrin sahipsizliği karşısında sorumluluğunuzun ne kadar büyük olduğunu hâlâ fark etmeyecek misiniz?
Sabah ve akşam saatlerinde etkin biçimde çalışacak bir trafik kriz merkezi kurun. İstanbul’un yollarını anlık olarak takip edin. Tıkanan noktalara müdahale edin. İnsanları saatlerce aynı yerde bekleten sorunları çözmek için harekete geçin.
İSTANBUL’UN SAHİPSİZLİĞİ: TRAFİK KRİZİNİN AĞIR EKONOMİK VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI, YÖNETİCİLERİN İLGİSİZLİĞİ VE ÇAKARLI ARAÇLAR
Velhasıl sahipsiz İstanbul.
Emniyet güçlerimizin sokakta suç örgütlerinin hareket alanını ortadan kaldırmaya yönelik olağanüstü çabaları bir yana, üzülerek ifade ediyoruz ki İstanbul sahipsiz.
Trafik, İstanbul için artık günlük bir ulaşım sorunu olmanın çok ötesine geçti; neredeyse bir güvenlik problemi hâline geldi. Trafik kavgaları, trafikten kaynaklanan cinayetler, giderek artan tahammülsüzlük… Trafik krizi, İstanbulluların hayatı üzerinde ağır bir ekonomik ve psikolojik baskı oluşturmaya devam ediyor.
Yakın zamanda saat 14.00’te Şirinevler’den yola çıktık. Üsküdar Bağlarbaşı’na tam üç saatte ulaşabildik. Bir şehirde bir noktadan diğerine gitmek için hayatınızdan üç saat vermek zorunda kalıyorsunuz!
Öğrencilerimiz, yurtlarından okullarına ulaşabilmek için her gün en az bir saatini, çoğu zaman daha fazlasını yollarda geçiriyor. İşyerlerine gitmek isteyen insanların iki, iki buçuk saati trafikte geçiyor. Zaman kayboluyor, yakıt tükeniyor, insanlar yoruluyor; işe, okula ve eve ulaşmanın kendisi başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor.
Ama ne hikmetse İstanbul’un yönetici kadrolarının böyle bir derdi yokmuş gibi görünüyor.
Nasıl olsa çakarlı araçlarıyla emniyet şeridinden geçip gidiyorlar!
Bir de kim oldukları, devlet hayatında hangi görevi üstlendikleri belli olmayan kişilerin kullandığı son model çakarlı araçlar var. Vatandaş trafikte beklerken bu araçların arasından sıyrılıp ilerlemesi yetmiyormuş gibi, bir de sürekli siren çalarak insanlara baskı yapmaları ayrı bir sıkıntı.
“Çekilin yoldan, biz geliyoruz!” tavrıyla İstanbulluların sinir uçlarıyla oynamaya devam ediyorlar. Zaten saatlerdir trafikte bekleyen insanların tahammülünü bir de bu ayrıcalık gösterisi zorluyor.
Defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz:
İstanbul’u yönetenler, bu şehrin sahipsizliği karşısında sorumluluğunuzun ne kadar büyük olduğunu hâlâ fark etmeyecek misiniz?
Sabah ve akşam saatlerinde etkin biçimde çalışacak bir trafik kriz merkezi kurun. İstanbul’un yollarını anlık olarak takip edin. Tıkanan noktalara müdahale edin. İnsanları saatlerce aynı yerde bekleten sorunları çözmek için harekete geçin.
Uydu görüntülerinden kaçak yapı tespit edilip kapısına kadar gidilebiliyorsa, İstanbul’un trafik akışı neden aynı dikkat ve kararlılıkla takip edilemiyor? Trafik krizini yönetmek, riskleri azaltmak ve vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için neden yeterli bir çaba göremiyoruz?
Bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın kaybettiği zamanın, uğradığı ekonomik zararın ve yaşadığı psikolojik yıpranmanın sorumluluğunu kim üstlenecek?
İstanbullu her gün aynı çileyi çekerken yöneticilerin ilgisizliği, çakarlı araçların da vatandaşın psikolojisiyle oynaması daha ne kadar devam edecek?
Okumak faydalı olur.
⬇️⬇️⬇️⬇️
@Cosmos_politic ‘den bir analiz.
“Bu, her açıdan çılgın bir haber ve belki de İsrail tarihinde bir ilk olan bir emsal!
İsrail'in 12 Numaralı Kanalı, şimdi Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in Netanyahu'dan İran'a karşı askeri bir harekât başlatma emri aldığı, ancak bu emri yerine getirmeyi reddettiği yönünde bir haberin yayınlanmasına izin veriyor!
Bu, İsrail'deki askeri ve güvenlik kurumları ile siyasi liderlik arasında keskin bir bölünmeyi ortaya çıkaran son derece tehlikeli bir gelişme. Ve belki de tarihinde ilk kez, anlaşmazlık Genelkurmay Başkanı'nın başbakanın emirlerine doğrudan isyan edecek düzeye ulaşıyor!
Ve belki de neden, Zamir ve ordu komutasının Netanyahu'nun İran'a karşı bir savaş başlatmak istediğine, bunun askeri veya güvenlik kaygılarından değil, seçim çıkarlarına hizmet etmek için olduğuna ikna olmalarıdır.
Bu, Netanyahu için muazzam bir darbe ve İsrail devlet kurumlarında eşi benzeri görülmemiş bir çatlağa yol açabilir; hatta belki de Netanyahu'ya karşı bir askeri darbenin habercisi olabilir.
Burada abartmıyorum. Eğer bu detaylar doğruysa, yaşananlar İsrail'in kuruluşundan bu yana ordu ile siyasi liderlik arasındaki en tehlikeli krizlerden biri olabilir.”
خبر جنوني بكل المقاييس، وربما سابقة هي الأولى من نوعها في تاريخ إسرائيل!
القناة 12 الإسرائيلية تسمح الآن بنشر خبر مفاده أن رئيس الأركان إيال زامير تلقّى أمراً مباشراً من نتنياهو بشن حملة عسكرية على إيران، لكنه رفض تنفيذ الأمر!
هذا تطور خطير للغاية، يكشف عن انقسام حاد بين المؤسسة العسكرية والأمنية والقيادة السياسية في إسرائيل. وربما للمرة الأولى في تاريخها، يصل الخلاف إلى حد تمرد رئيس الأركان على أوامر رئيس الحكومة بصورة مباشرة!
وربما يكون السبب أن زامير وقيادة الجيش توصّلوا إلى قناعة بأن نتنياهو يريد شن حرب على إيران لخدمة مصالحه الانتخابية، لا لاعتبارات عسكرية أو أمنية.
هذه ضربة هائلة لنتنياهو، وقد تُحدث شرخاً غير مسبوق داخل مؤسسات الدولة الإسرائيلية، بل وربما تنذر بانقلاب عسكري على نتنياهو نفسه.
أنا لا أبالغ هنا. ما يحدث، إن صحّت هذه التفاصيل، قد يكون من أخطر الأزمات بين الجيش والقيادة السياسية منذ تأسيس إسرائيل.
Hayırlı sabahlar.
Çok dikkatli okumak gerek.
Neler oluyor ve olabiliri anlamak için?
⬇️⬇️⬇️
🚨 DİJİTAL VE BANKACILIK KAPATMALARININ DEVİRNE GİRİŞ OLABİLİRİZ
Bugün Gelen İki Uyarı Dünyayı Korkutmalı.
🇮🇳 Önce, Hindistan Başbakanı Modi bugün açıkça uyardı ki modern savaşlar, siber saldırılar yoluyla ekonomileri ve bankacılık sistemlerini hedef alarak ulusları yok edebilir.
🇯🇵 Bu arada, Japonya’nın GMO Internet Group CEO’su, 70’ten fazla aracı kurum ve FX platformunda sahte işlemler içeren devasa bir siber saldırının iddialarının ardından internet çöküşü konusunda uyarıda bulunduğu bildirildi.
Japon @yutokanzakireal bile haftalar önce, yapay zeka ve enerji krizinin suçlanabileceği Ekonomik Çöküşü Zamanlayacaklarını uyarmıştı.
G7 ülkeleri, bankacılık sistemine büyük bir yapay zeka siber saldırısına hazırlanmak için harekete geçtiklerini duyurdu; G7 hükümetleri ve merkez bankaları ise büyük bir olaya nasıl yanıt vereceklerini test etmek için simüle edilmiş yapay zeka saldırıları düzenlemeyi kabul etti.
Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan ve Wells Fargo, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşteri hesaplarına erişip kullanıcı talimatı olmadan işlem yapmaya çalıştığını tespit etti.
Scott Bessent, Bretton Woods ölçeğinde bir “büyük ekonomik yeniden düzenleme”den açıkça bahsetti ve yapay zekanın ve stablecoin’lerin 40 Trilyon dolarlık borcu aşmak için nasıl kullanılacağından söz etti.
İnternet ve bankacılık sistemi, yeni stablecoin ekonomisine geçiş için kapatılacak mı?
Bankaların dondurulduğunu, işlem platformlarının kapandığını ve internet erişiminin bir gecede kısıtlandığını, blockchain’in ise çözüm olarak sunulduğunu hayal edin.
Yeni bir gözetim sistemi, CBDC’ler olarak adlandırılmadan açılıyor.
Bu yüzden @DNAOnChain, yeni zincir üstü finansal sistemde en büyük gizlilik çözümü olmak üzere.
Özel dijital kimlikler. Sıfır-bilgi kanıtları. Kim olduğunuzu ifşa etmeden kim olduğunuzu kanıtlayabileceğiniz bir finansal sistem.
Tamamen zincir üstü finansal gizliliğin geleceği ve neredeyse kimse dikkat etmiyor.
Çöküş sırasında, yapay zeka ve siber saldırı, marj çağrılarını karşılamak için insanların fon transferi yapma yeteneğini nasıl kısıtladıklarının bahanesi olacak.
Yeni finansal sisteme hazırlıklı olun. Her zaman mühendislik edilmiş bir krizle takip edilir.
🚨 WE COULD BE ENTERING THE ERA OF DIGITAL AND BANKING LOCKDOWNS
Two Warnings Just Came Today That Should Terrify the World.
🇮🇳 First, Indian Prime Minister Modi openly warned today that modern wars can destroy nations by targeting their economies and banking systems through cyberattacks.
🇯🇵 Meanwhile, Japan’s GMO Internet Group CEO reportedly warns of an internet collapse following claims of a massive cyberattack involving fraudulent trades across 70+ brokerage and FX platforms.
Even Japan’s @yutokanzakireal had warned weeks ago that they’d Time the Economic Collapse where AI and energy crisis can take the blame.
G7 countries announced that they are now preparing for a major AI cyberattack on the banking system while G7 governments and central banks have agreed to run simulated AI attacks to test how they would respond to a major incident.
Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, and Wells Fargo detected unauthorized AI agents accessing customer accounts and attempting to act without user instructions.
Scott Bessent openly talked about a “grand economic reordering” on the scale of Bretton Woods and how AI and stablecoins will be used to grow out of the $40 Trillion debt.
The internet and the banking system will be shut off for the transition to the new stablecoin economy?
Imagine banks freezing, trading platforms shutting down and internet access being restricted overnight while blockchain is offered as the solution.
A new surveillance system is being opened without naming it CBDCs.
This is why @DNAOnChain is about to be the biggest privacy solution in the new on-chain financial system.
Private digital identities. Zero-knowledge proofs. A financial system where you can prove who you are without exposing who you are.
A future of complete on-chain financial privacy and almost nobody is paying attention.
During the crash, AI and cyberattack will be the excuse in how they restrict people’s ability to transfer funds to cover their margin calls.
Be prepared for the new financial system. It’s always followed by an engineered crisis.
Sayın Makine Mühendisi Sosyolog @hasankulunk ‘ün tarihsel analizi çok önemli.
⬇️⬇️⬇️
“TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ
Tarih bir bakıma geçim/ticaret ve “ticaret yollarına” hakim olma mücadelelerinin hikâyesidir dersek fazla abartmış olmayız.
Erken çağları bir kenara bırakırsak, batıya yürüyüşümüzde çağ açan büyük fetih İstanbulun kurtarılması olmuştur. Fetih, dünya tarihinde ciddi bir dönüm noktası olmakla bir çok başlık altında sayısız değişikliklerin insanlığın hayatına dokunacağı bir içtimai hadise olarak tezahür etmiştir.
Bütün tarihçiler ve araştırmacılar neredeyse ittifak halinde İstanbulun el değiştirmesinin dünya ticaret yollarının işleyişinde ciddi sonuçları olduğunu, bu önemli ticaret yolunun Türklerin eline geçmesinin Avrupa ticaretini sıkıntıya soktuğunu ifade etmektedirler.
İstanbul üzerinden ticaret zora girince batılılar Kırım üzerinden yeni bir yol açtılar. Cenevizlilerin Karadeniz’in kıyılarındaki muhtelif limanlar üzerinden geliştirdiği ticari faaliyetler yoğunlaşınca Fatih 1475 yılında Gedik Ahmet Paşayı Kırım seferine gönderir, Kırım kurtarılır, Cenevizlerin hakimiyetleri biter ve Karadeniz Türk gölü olur. Kırım üzerinden yürütülen ticari faaliyetler de Türklerin kontrolüne girer.
Kırım yolunu da kaybeden Avrupa bu sefer güneye kayar deniz yolundan Kızıldeniz’in kuzeyine taşıdığı baharatları deve kervanları ile İskenderiye limanına, oradan da gemilerle Avrupa’ya taşımaya başlar. Böylece İstanbul ve Kırım yolunu kaybeden batılı tüccarlar üçüncü bir yol keşfetmiş olurlar ve ticaretlerini bu güzergahtan yürütmeğe başlarlar.
Bu süreci iyi okuyan Yavuz Sultan Selim han 1516 da başlayıp 1517 de tamamladığı Mısır seferiyle üçüncü kez dünya ticaret yoluna el koyar ve Türk’ün ticaret yollarına hakimiyetini yeniden hayata geçirir.
Kızıldeniz-İskenderiye güzergâhını kaybeden Batı başkentleri ve tacirleri bu sefer daha ciddi bir sıkıntıya ve arayışa girerler. Çeşitli araştırma ve seferler düzenleyerek batıya ve güneye giderek bir yandan Amerika kıtasını bir yandan da güney Afrika burnunu keşfeder ve uzak doğu-Avrupa ticaret yolunu Hint okyanusu-ümit burnu-Avrupa güzergâhında yeniden güvenli bir şekilde tesis ederler.
Bunun üzerine, Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1538-1553) Osmanlı İmparatorluğu'nun Portekizlileri Hint Okyanusu'ndan atmak, Baharat Yolu'nun kontrolünü ele geçirmek amacıyla dört büyük Hint Deniz Seferi düzenlenmiştir. Ama çeşitli sebeplerle bu seferler başarılı olamamış, batılı tacirlerin bulduğu/kurduğu dördüncü yolu kontrolümüze alamamış olduk. Bu seferden bize kalan Yemen, Eritre, Sudan ve Habeşistan'ın bazı bölgelerinin Osmanlı topraklarına katılması olmuştur.
Kanaatimizce Osmanlı’nın yükselişi ve dünya hakimiyeti iddiasının duraklaması Hind okyanusu seferlerimizin sonuçsuz kalmasıyla başlamıştır.
**********
Anadolu’da bağımsız bir merkez devlet olmanın olmazsa olmaz şartı güvenliktir. Anadolu’nun savunması/güvenliği dört tabii mevzi üzerinde sağlanır.
Bunlar:
Kuzeyde Kırım
Batıda Bosna
Doğuda Afganistan
Güneyde Yemen, Somali.
Bu dört mevzide etkili olmadığımız sürece Anadolu’da iki gözümüzü kapatıp uyumak şansımız yoktur. Bu gerçek Kanuni döneminde ne kadar gerçek idiyse bugün de aynı şekilde coğrafyamızın gerçeğidir. Bizi bu gerçeği idrak etmekten alı koymak isteyen çalışmaları iyi anlamak ve etkisizleştirmek zorundayız. Bunlar nelerdir derseniz cevabı buraya sığmayacak kadar uzundur, hatta bir enstitünün beş on yıllık mesaisini dolduracak kadar geniştir.
Burada şu kadarını söylemeliyim ki asırlarca dolaştığımız coğrafyalara boş beleş spor yapmaya gitmedik, kimsenin kaşına gözüne hayran olduğumuz için de gitmedik işin bir ucunda ticari kazançlar/ticaret yollarına hakim olmak, bir tarafında da bu hakimiyeti hem gittiğimiz yerlere hem de gidemediğimiz yerlere “adaleti götürmek” tüm insanlığa “insan gibi yaşama” konforunu sunma ideali vardır
@tevfikkadan @Halkiyatcilik @TanyeriMustafa @yunuserdolen @malikejder @faruk_uysal @ulkucuhareketr @VolkanOkcuoglu @FalayEmin @_Devletci_
@MHP_Bilgi
Libya’da ne işimiz var, Yemen’de ne işimiz var, Afganistan’da ne işimiz var, Bosna’da ne işimiz var diyenler eğer gönülleri ve yüzleri Türk düşmanı başkentlere dönük ise onları çok iyi anlıyor uşaklıklarını biliyoruz. Ama kalpleri ve gönülleri Ankaraya dönük ise bu gerçeği çok iyi kavramalı ve asla tartışmamalıdırlar. Zaman zemin, dünya dengeleri, gücümüzün yetip yetmeyeceği tartışılabilir ama o yerlere gitmemizin gerekliliği asla tartışılamaz.
İSTANBUL’UN SAHİPSİZLİĞİ: TRAFİK KRİZİNİN AĞIR EKONOMİK VE PSİKOLOJİK SONUÇLARI, YÖNETİCİLERİN İLGİSİZLİĞİ VE ÇAKARLI ARAÇLAR
Velhasıl sahipsiz İstanbul.
Emniyet güçlerimizin sokakta suç örgütlerinin hareket alanını ortadan kaldırmaya yönelik olağanüstü çabaları bir yana, üzülerek ifade ediyoruz ki İstanbul sahipsiz.
Trafik, İstanbul için artık günlük bir ulaşım sorunu olmanın çok ötesine geçti; neredeyse bir güvenlik problemi hâline geldi. Trafik kavgaları, trafikten kaynaklanan cinayetler, giderek artan tahammülsüzlük… Trafik krizi, İstanbulluların hayatı üzerinde ağır bir ekonomik ve psikolojik baskı oluşturmaya devam ediyor.
Yakın zamanda saat 14.00’te Şirinevler’den yola çıktık. Üsküdar Bağlarbaşı’na tam üç saatte ulaşabildik. Bir şehirde bir noktadan diğerine gitmek için hayatınızdan üç saat vermek zorunda kalıyorsunuz!
Öğrencilerimiz, yurtlarından okullarına ulaşabilmek için her gün en az bir saatini, çoğu zaman daha fazlasını yollarda geçiriyor. İşyerlerine gitmek isteyen insanların iki, iki buçuk saati trafikte geçiyor. Zaman kayboluyor, yakıt tükeniyor, insanlar yoruluyor; işe, okula ve eve ulaşmanın kendisi başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor.
Ama ne hikmetse İstanbul’un yönetici kadrolarının böyle bir derdi yokmuş gibi görünüyor.
Nasıl olsa çakarlı araçlarıyla emniyet şeridinden geçip gidiyorlar!
Bir de kim oldukları, devlet hayatında hangi görevi üstlendikleri belli olmayan kişilerin kullandığı son model çakarlı araçlar var. Vatandaş trafikte beklerken bu araçların arasından sıyrılıp ilerlemesi yetmiyormuş gibi, bir de sürekli siren çalarak insanlara baskı yapmaları ayrı bir sıkıntı.
“Çekilin yoldan, biz geliyoruz!” tavrıyla İstanbulluların sinir uçlarıyla oynamaya devam ediyorlar. Zaten saatlerdir trafikte bekleyen insanların tahammülünü bir de bu ayrıcalık gösterisi zorluyor.
Defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz:
İstanbul’u yönetenler, bu şehrin sahipsizliği karşısında sorumluluğunuzun ne kadar büyük olduğunu hâlâ fark etmeyecek misiniz?
Sabah ve akşam saatlerinde etkin biçimde çalışacak bir trafik kriz merkezi kurun. İstanbul’un yollarını anlık olarak takip edin. Tıkanan noktalara müdahale edin. İnsanları saatlerce aynı yerde bekleten sorunları çözmek için harekete geçin.
Uydu görüntülerinden kaçak yapı tespit edilip kapısına kadar gidilebiliyorsa, İstanbul’un trafik akışı neden aynı dikkat ve kararlılıkla takip edilemiyor? Trafik krizini yönetmek, riskleri azaltmak ve vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için neden yeterli bir çaba göremiyoruz?
Bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın kaybettiği zamanın, uğradığı ekonomik zararın ve yaşadığı psikolojik yıpranmanın sorumluluğunu kim üstlenecek?
İstanbullu her gün aynı çileyi çekerken yöneticilerin ilgisizliği, çakarlı araçların da vatandaşın psikolojisiyle oynaması daha ne kadar devam edecek?
DÜNDEN DERS ALARAK BUGÜNÜ OKUMAK
Abbasîlerin çözülüşü ve günümüz Türkiye’si üzerine bir değerlendirme
Tarih, geçmişte yaşananları bugüne olduğu gibi taşımak için değil; toplumların hangi tercihlerin, ihmallerin ve yapısal sorunların sonucunda güç kazandığını ya da zayıfladığını anlamak için okunmalıdır.
Abbasî Devleti’nin çözülüş süreciyle günümüz Türkiye’si arasında doğrudan bir özdeşlik kurmak mümkün değildir elbette.
Dönemler, kurumlar ve dünya sistemi ve ekonomik işleyişler farklıdır.
Ancak bu tarihî tecrübe; mali yapı, üretim, devlet kapasitesi, toplumsal adalet ve siyasi istikrar arasındaki ilişkiyi düşünmek için önemli sorular ortaya koyar.
Bir anlamda tarih ders verir.
Abbasîler, uzun dönemler boyunca ticaretin, şehir hayatının, ilim ve kültürün geliştiği büyük bir siyasi ve ekonomik merkez kurdular.
Bu gelişmenin temelinde yalnızca devlet yönetimi değil; tarımsal üretim, geniş ticaret ağları, para ve finans uygulamaları, zanaat ve şehir ekonomisi de vardı. Bağdat, ticari ve kültürel canlılığın merkezlerinden biri hâline geldi. Bu tablo, güçlü bir devletin yalnızca siyasi iradeyle değil, üretim ve ticaret hayatını ayakta tutan toplumsal ve ekonomik zeminle var olabildiğini gösteriyor.
Zaman içinde ise imparatorluğun farklı bölgelerinde merkezî otoritenin zayıflaması, gelir kaynaklarının daralması, siyasi ve askerî mücadeleler ve ekonomik sorunlar devletin gücünü aşındırdı.
Abbasîlerin çözülüşünü tek bir nedene bağlamak doğru değildir.
Tarihçiler, özellikle Irak’ın tarımsal gelirlerinin önemine, merkezî yönetimin bu gelirleri toplama ve dağıtma kapasitesine, siyasi parçalanmaya ve askerî güç dengelerindeki değişimlere dikkat çekiyor.
Bu süreç, merkezî iktidarın zayıflamasıyla mali imkânların daralmasının birbirini besleyebildiğini ortaya koyuyor.
Buradan bugüne taşıyabileceğimiz temel soru şudur: Bir devlet, üretim ve gelir tabanını güçlendirmeden; bütçe disiplinini, kurumsal güveni ve toplumsal adaleti korumadan uzun süre güçlü kalabilir mi?
Ekonomik bağımsızlık, üretim ve mali disiplin esastır.
Tarihî tecrübe, devlet gelirlerinin sürdürülebilirliğinin ve üretim kapasitesinin siyasi istikrarla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.
Üretim zayıfladığında, kamu gelirleri daraldığında ve harcamalar kalıcı kaynaklarla desteklenemediğinde devletin hareket alanı da daralır.
Borçlanma, doğru yönetildiğinde bir araç olabilir; ancak üretken yatırımların ve sağlam bir mali çerçevenin yerini aldığında ekonomiyi kırılganlaştırabilir.
Günümüz Türkiye’sinde de döviz ihtiyacı, dış finansman koşulları, borçlanma maliyetleri, ithalata bağımlılık ve yerli sermayenin yatırımları gibi başlıklar üzerinde dikkatle durmak gerekiyor.
Bu konular, tek başına değerlendirilmemeli; üretim yapısı, verimlilik, teknoloji kapasitesi ve gelir dağılımıyla birlikte ele alınmalıdır. Finansal bağımsızlığın güçlenmesi, yalnızca dış kaynak kullanımını azaltmakla değil, ülkenin ürettiği katma değeri ve tasarrufları artırmakla mümkündür.
Kamu harcamalarının niteliği ve verimliliği de bu tartışmanın önemli bir parçasıdır. Her yatırım, her proje ve her harcama; topluma, üretime ve gelecek kuşaklara sağlayacağı katkı bakımından değerlendirilmelidir. Vergi gelirlerinin kamu hizmetlerini ve borç yükünü karşılama kapasitesi, bütçe tercihlerinin şeffaflığı ve para politikasına duyulan güven, ekonomik dayanıklılığın temel unsurlarıdır.
Ekonomik baskının toplumsal ve ailevi yansımaları
Türkiye için asıl ihtiyaç; ekonomik bağımsızlığı güçlendiren, üretimi ve verimliliği artıran, kamu kaynaklarını sorumlulukla kullanan,milletin refahını gözeten ve toplumun geleceğe güvenle bakmasını sağlayan bir kalkınma anlayışıdır. Geçmişin tecrübesi, bu hedeflerin ertelenemeyeceğini hatırlatıyor.
Ekonomik meseleler tablolarla ve büyüme oranlarıyla sınırlı değildir. Geçim baskısı, insanların günlük hayatına, aile ilişkilerine ve gelecek planlarına doğrudan yansır. Sürekli kaygı ve belirsizlik; kişinin ruh sağlığını, özgüvenini ve geleceğe dair beklentilerini etkileyebilir. Aile içinde geçim kaynaklı gerilimler artabilir; ebeveynlerin çocuklarına ayırabildiği zaman ve imkânlar daralabilir.
Gelir yetersizliği, evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarının ertelenmesine; eğitim, sağlık ve sosyal faaliyetlerden fedakârlık edilmesine yol açabilir. Çocuklar, yetişkinlerin yaşadığı kaygıdan etkilenebilir; beslenme, eğitim ve sosyal gelişim fırsatlarına erişimde güçlük yaşayabilir. Bu nedenle ekonomik istikrarı yalnızca büyüme, faiz veya döviz başlıklarıyla değil, ailelerin ve bireylerin hayatındaki gerçek sonuçlarla birlikte değerlendirmek gerekir.
Toplumsal dayanışma da ekonomik baskı dönemlerinde sınanır. Akrabalık ve arkadaşlık bağlarının zayıflaması, sosyal yalnızlık ve yardımlaşma ağlarının daralması, krizin yükünü ağırlaştırabilir. Buna karşılık topluluk temelli dayanışma, güvenilir sosyal destek ve erişilebilir psikolojik yardım, bireylerin ve ailelerin zorluklarla baş etmesini kolaylaştırabilir.
Abbasîler dönemindeki toplumsal hayatı bugünün aile yapısıyla doğrudan karşılaştırmak doğru olmaz. Kaynaklar ve yaşam biçimleri farklıdır. Ancak geçmişten çıkarılabilecek ortak ders şudur: Ekonomik ve siyasi düzenlemelerin başarısı, insanların geçimine, güven duygusuna ve toplumsal bağlarına etkisiyle de ölçülmelidir.
Siyasi güç, toplumsal güven ve reform ihtiyacı
Devletin gücü, yalnızca merkezî otoritenin varlığıyla ölçülmez. Kurumların işleyişi, kamusal kaynakların adil ve etkili kullanılması, üretimin sürdürülebilirliği ve toplumun yönetime duyduğu güven de devlet kapasitesinin parçalarıdır. Merkezle taşra arasındaki bağların zayıflaması, kamu gelirlerinin azalması ve siyasi mücadelelerin yönetim kapasitesini aşındırması, Abbasî tarihinin farklı evrelerinde etkili oldu. Ancak bu değişimler uzun zamana yayıldı ve her dönemde aynı şekilde yaşanmadı.
Bugün Türkiye açısından da üretim kapasitesini yükseltmek, katma değerli üretimi artırmak, cari açığı azaltmak, mali disiplini güçlendirmek ve geciken yapısal reformları hayata geçirmek üzerinde durulmalıdır. Bunlar yalnızca ekonomik program başlıkları değildir; toplumsal refahı, siyasi güveni ve devletin krizlere karşı dayanıklılığını etkileyen tercihlerdir.
Bu hedefler için kısa vadeli rahatlama sağlayan önlemlerle uzun vadeli dönüşüm politikaları birbirini tamamlamalıdır. Yerli üretimi ve teknoloji geliştirme kapasitesini desteklemek; tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde verimliliği yükseltmek; kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırmak; ekonomik kurumlara duyulan güveni güçlendirmek gerekir. Mali disiplin, toplumsal adalet ve sürdürülebilir kalkınma birlikte düşünülmelidir.
Geçmişten bugüne çıkarılacak ders
Abbasî tarihinin bugüne söylediği, “aynı olaylar yeniden yaşanacak” değildir. Söylediği şudur: Üretim zayıflar, kamu maliyesi bozulur, gelir kaynakları daralır, siyasi rekabet devlet kapasitesini aşındırır ve toplumun geniş kesimleri gelecek umudunu kaybederse, güçlü görünen yapılar zamanla kırılganlaşabilir. Bu, tek bir topluluğun ya da tek bir ekonomik aktörün faaliyetiyle açıklanabilecek basit bir süreç değil; kurumların, siyasi tercihlerin, ekonomik koşulların ve toplumsal ilişkilerin birlikte şekillendirdiği tarihî bir dönüşümdür.
Dünden ders çıkarmak, bugünü geçmişin kalıplarına hapsetmek değildir. Tarihin işaret ettiği riskleri bugünün gerçekleriyle karşılaştırmak; iddiaları kanıtlarla sınamak; çözüm önerilerini üretim, adalet, mali sorumluluk ve toplumsal dayanışma ekseninde geliştirmektir.
🎙️ METİN KÜLÜNK SORUYOR, DR. LÜTFİ ÖZŞAHİN CEVAPLIYOR
Siyonizmin İslam yorumu ne demektir?
İslam’ın Talmud odaklı yorumu ne anlama geliyor?
“İslam’ın Yahudileştirilmesi” ifadesiyle ne kastediliyor?
Bugün yaşananların Talmud modellemesiyle bağı nedir?
Bu soruları ve daha fazlasını konuşacağımız yayınımıza davetlisiniz.
📅 26 Ekim 2026 Pazartesi
🕘 Saat 21.00
📺 Metin Külünk YouTube kanalında
Yayınımızı takip etmeyi unutmayın.
İSRAİL’DE İÇ SAVAŞ KAÇINILMAZ MI?
Ağustos 2026 tarihinde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bünyesindeki yarı bağımsız alternatif analiz birimi Red Cell (Kırmızı Hücre) tarafından gizli kodla hazırlanan “Fracture From Within” (İçeriden Parçalanma) başlıklı istihbarat değerlendirmesi, İsrail’in toplumsal, siyasal ve ekonomik dokusundaki derin fay hatlarını gözler önüne sermektedir.
İlk olarak 5 Ekim 2026 tarihinde Drop Site News ve Capital & Empire haber platformları aracılığıyla kamuoyuna sızdırılan bu belge, İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran ile yürüttüğü uzun soluklu soykırım ve katliamlar odaklı savaşların sonucunda ağır bir iç çatışma ve hatta kurumsal devlet çöküşü riskiyle karşı karşıya kaldığını tespit etmektedir.
Bu çok önemlidir.
@KIZILELMA_VATAN @azpresident @mustafaterzi34 @budun9 @baristerkoglu @DrTasbas @arzu_senkan @YildizKalas @uzdrnesrinunal @VolkanOkcuoglu @OkuyanKemal @nazlidemirrr @caliskankorhan @Akparti @ulkucuhareketr @zerrin_alpaslan @atillakaymaz @Abdulhamit3461 @TandoganHazar @tolqahanerdoqan @enginbalim @medreyata
🆕 YENİ YAZIM
🟦 DİNİN SİYASETE ALET EDİLMESİNİN GÜNCEL ÖRNEĞİ OLARAK İSRAİL SEÇİMLERİ...
İsrail 27 Ekim 2026'da sandık başına gidiyor.
Ancak oylar atılmadan hahamların fetvaları havada uçuşuyor!
Hahamlar tercihlerini Tevrat'tan ve Talmud'dan da delillerle gerekçelendiriyor.
🔹 Bir hahama göre bir partiyi desteklemek farz; rakibine oy verenin ise öbür dünyada yatacak yeri yok!
🔹Birinin kullanılmasını sevap saydığı oy, ötekine göre insanı günaha sokuyor.
🟦 Kısacası İsrail'de seçim yarışı yalnızca bir iktidar mücadelesi değil; sevap, günah, fetva ve ahiret hesabına da dönüşmüş durumda.
İsrail'de dinci partiler, seçim fetvaları ve birbirini tekfir eden hahamlar ve cemaatler...
👇
serbestiyet.com/gunun-yazila…
#İsrailSeçimleri2026 #IsraelElections2026 #İsrailSiyaseti #IsraeliPolitics #SeçimFetvaları #ElectionFatwas #DinVeSiyaset #ReligionAndPolitics #Hahamlar #Rabbis #Harediler #Haredim #Tevrat #Torah #Talmud #Halaha #Halakha #DiniSiyaset #ReligiousPolitics
Silahlı Gaziler ve Ağır Psikolojik Travmaları ve toplum
Savaştan dönen on binlerce yedek askerin sivil hayata entegre olamaması, devasa bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. 2018 yılında gevşetilen ruhsat koşulları ve 7 Ekim 2023 sonrasında hükümetçe kitlesel olarak verilen ruhsatlar neticesinde, İsrail’deki sivil ruhsatlı silah sahibi sayısı 155 binden 350 bine yükselmiştir. Ağır psikolojik travma, yani travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) yaşayan ve otomatik silahlarıyla sokaklarda gezen bu kitlenin varlığı, raporda tarihsel bir göndermeyle açıklanmaktadır.
@69rizemamus @Nupelkyamiroglu
Kaynakça: Birincil Kaynaklar
Metnin birincil kaynakları arasında Aída Chávez’in Drop Site News ve Capital & Empire’da 5 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan “CIA Report Warns Israel Could Head Toward Civil War, Total Collapse” başlıklı haberi; aynı yazarın Capital & Empire’da 29 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan “EXCLUSIVE: CIA Assessment Details Israel’s Race to Make the U.S.-Israel Alliance Irreversible” başlıklı çalışması ve CIA Red Cell’in Ağustos 2026 tarihli “Fracture From Within: Risk of Civil Conflict and State Collapse in Israel” başlıklı gizli değerlendirme raporu bulunmaktadır.
Kaynakça: İkincil Haber ve Medya Kaynakları
İkincil kaynaklar; Middle East Eye’ın 5 Ekim 2026 tarihli “CIA report warns of civil conflict and ‘collapse’ in Israel”, TRT World’ün 6 Ekim 2026 tarihli “CIA warns deepening internal fractures put Israel at risk of civil war”, Times of India’nın 6 Ekim 2026 tarihli “CIVIL WAR In Israel? CIA Report Warns Of ‘Internal Collapse’”, Novara Media’nın 7 Ekim 2026 tarihli “Israel at Risk of Civil War and State Collapse, CIA Report Says” ve Press TV’nin 7 Ekim 2026 tarihli “Classified CIA assessment: Israel faces internal war or total collapse” başlıklı haberleridir. Ayrıca Mehmet Ali Çiçekdağ’ın T24’te 17–18 Ekim 2026 tarihli “CIA’nın İsrail’de iç savaş olasılığı hakkındaki raporu” başlıklı yazısı ile Türkiye Today’in 6 Ekim 2026 tarihli “CIA red team sees civil war, collapse risk for Israel” başlıklı haberi kaynaklar arasında yer almaktadır.
Kaynakça: Veri, Kamuoyu ve İstatistik Kaynakları
Veri ve istatistik kaynakları arasında Pew Research Center’ın Nisan 2026 tarihli “Negative views of Israel, Netanyahu continue to rise among Americans” başlıklı kamuoyu araştırması; İsrail Savunma Bakanlığı ve Knesset komitelerinin 2023–2026 dönemine ilişkin ruhsatlı silah sahibi sayıları ve silah yasası istatistikleri ile Times of Israel ve Haaretz’in 2026 yılına ait gıda fiyatları, yaşam pahalılığı ve seçim anketi verileri bulunmaktadır.
Raporun Analitik Sınırlılıkları
“Fracture From Within” raporu, sızan en sert CIA analizi olarak değerlendirilse de ciddi analitik kısıtlılıklara sahiptir.
Filistin Kökenli Vatandaşların Denklem Dışında Kalması
Rapor, yalnızca Yahudi toplumunun iç dinamiklerine odaklanmıştır. Nüfusun yüzde 20’sini oluşturan ve apartheid koşullarında yaşayan Filistin kökenli İsrail vatandaşlarının olası bir iç savaş durumundaki tutumu denkleme dâhil edilmemiştir.
Nükleer Kapasite ve Komuta Zinciri
İsrail’in nükleer caydırıcılığının ve iç kriz anında ordu komuta zincirindeki, özellikle Hava Kuvvetleri ve nükleer birimlerdeki ideolojik bölünmelerin etkileri raporda işlenmemiştir.
Sonuç: Washington-Tel Aviv Hattında Paradigma Kayması
CIA Red Cell değerlendirmesinden çıkarılacak nihai özet, Washington-Tel Aviv hattında bir paradigma kaymasına işaret etmektedir. İsrail’i koruyan dış kalkanlar yerinde dursa da ülkenin kendi iç sosyal birliği ve kurumsal meşruiyeti yok olmak üzeredir.
ABD Kamuoyunda Desteğin Aşınması
Pew Araştırma Merkezi’nin Nisan 2026 verilerine göre, ABD’li yetişkinlerin yüzde 60’ı İsrail’e olumsuz bakmaktadır. Bu oran, 2025 yılında yüzde 53 olarak ölçülmüştür.
Demografik ve Siyasi Kırılma
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmenler arasında 50 yaş altındaki kitle, net bir şekilde İsrail ve Netanyahu karşıtı bir tutum takınmaktadır.
ABD Bürokrasisinde Biriken Rahatsızlık
ABD istihbarat ve askerî bürokrasisinde, İsrail’i ayakta tutmak için harcanan muazzam siyasi ve finansal sermayeye karşı derin bir rahatsızlık ve hayal kırıklığı birikmiştir.
ABD-İsrail İttifakını Kalıcılaştırma Arayışı
İsrail yönetiminin bu yalnızlaşmayı kırmak amacıyla ABD ile kalıcı askerî üsler kurulması ve istihbarat entegrasyonunun yasal güvenceye alınması yönündeki baskıları, Washington’da stratejik yük olarak görülmeye başlanmıştır. Metinde bu kapsamda NDAA’nın 219. maddesi örnek gösterilmektedir.
Muhalefetin Tepkisinin Odağı
Muhalefetin öfkesi, Filistinlilere yapılan muameleden ziyade Netanyahu’nun devleti kendi kişisel istikbaline kurban etmesi üzerine yoğunlaşmaktadır.
Tek Kıvılcım Senaryoları
CIA raporu, belirtilen beş kırılma noktasının birleşmesi durumunda tek bir kıvılcımın siyasi parçalanmayı açık bir iç çatışmaya nasıl dönüştürebileceğini simüle etmiştir.
İç Çatışmanın Kapsamı
Raporda kullanılan “civil conflict” ifadesi, yalnızca iki düzenli ordunun savaştığı klasik iç savaşı değil; devletin otoritesini kaybettiği, çetelerin, radikal grupların ve silahlı gazilerin sokakları kontrol ettiği anarşi ve kurumsal çöküş yelpazesini ifade etmektedir.
Uluslararası Yalnızlaşma
Rapor, İsrail’in içeride yaşadığı çöküşün dış dünyadaki karşılığını “Pariah State”, yani dışlanmış devlet dönüşümü olarak tanımlamaktadır.
Muafiyet Tartışmasının Koalisyona Etkisi
Netanyahu koalisyonunun bu muafiyeti yasalaştırma çabaları başarısız olmuştur. Askere gitmeyi reddeden gençlerin gözaltına alınması, Birleşik Tevrat Yahudiliği (UTJ) ve Şas partilerinin desteklediği kitlesel protestolara ve koalisyonun içten çatlamasına neden olmuştur.
Tırmanan Yerleşimci Şiddeti
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te radikal dinci yerleşimci grupların yürüttüğü kontrolsüz şiddet eylemleri, devletin meşru şiddet kullanma tekelini aşındırmaktadır. Askerî yapıyla giderek bütünleşen veya ordudan bağımsız hareket eden bu milis yapıları, iç çatışma dinamiklerini derinleştirmektedir.
Netanyahu’nun Anayasal Krizi
Netanyahu’nun hakkındaki yolsuzluk davalarından kaçınmak ve iktidarını korumak amacıyla başlattığı 2023 yargı reformu, ülkedeki anayasal dengeleri altüst etmiştir. Temmuz 2026’da hükümetin Yüksek Mahkeme kararlarını açıkça tanımayacağını ilan etmesi, yürütme ile yargı arasında tam bir kurumsal kilitlenmeye yol açmıştır.
Freikorps Benzetmesi
Raporu aktaran istihbarat kaynaklarından biri, durumu Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında Weimar Cumhuriyeti’ni sarsan ve aşırı sağcı paramiliter yapılara dönüşen silahlı gazilere benzetmektedir: “Almanya’nın Freikorps birlikleri, PTSD’den mustarip silahlı ve kana susamış gazilerdi. İsrail’in Gazze sonrası dönemini Birinci Dünya Savaşı Almanya’sına birebir benzetmiyorum; ancak bazı yönleri kesinlikle ciddi benzerlikler taşıyor.”
Haredilerin Askerlik Muafiyeti ve Toplumsal Öfke
Toplumsal adalet duygusunu yıkan en büyük kırılma, ultra-Ortodoks Haredi erkeklerin zorunlu askerlikten muaf tutulması ve devlet yardımı almaya devam etmesidir. Laik ve milliyetçi kesimlerin yedek asker olarak defalarca göreve çağrılıp işlerinden ve ailelerinden uzak kaldığı bir ortamda, Haredi toplumunun muafiyeti devasa bir toplumsal nefrete dönüşmüştür.














